Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP’nin başına getirilmesi ihtimali sadece ülkede değil, Eskişehir’de de sinir uçlarına dokunmuş durumda.
Parti koridorlarında artık insanlar birbirine “Nasılsın?” diye değil, “Sen kimi tanıyorsun?” diye bakıyor.
Şaka değil, gerçek!
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’un yaptığı açıklama da tam olarak bunun dışavurumu oldu.
CHP Eskişehir il yönetiminin görevden alınma ihtimaliyle ilgili soruya verdiği cevap aslında sıradan bir siyasi çıkış değildi.
Açık açık bir restti.
“Her şey olabilir. Yeni atamayı ben tanımıyorum. Çok net söylüyorum; Kemal Kılıçdaroğlu yönetimini de tanımıyorum. Beni bir toplantıya çağırırlarsa gitmem. Eskişehir’e bir il başkanı atanırsa tanımam.”
Bu cümlelerin altını çizmek gerekiyor.
Çünkü ülkede siyasetçiler genelde cümle kurarken kapıyı açık bırakır.
Yarın dönecekleri yer olur çünkü.
Bugün eleştirdiğine yarın “genel başkanım” dersin, bugün yok saydığına yarın sarılırsın.
Ama burada öyle bir ton yok.
Bu açıklamada “Beni yanlış anlamayın” dili yok.
“Şartlara göre bakarız” siyaseti yok.
Doğrudan bir reddediş var.
Ve bence asıl önemli olan şu..
Kazım Kurt sadece bir il başkanını tanımamaktan söz etmiyor.
Ortaya çıkacak yeni dizaynı reddediyor.
Haklı da…
Çünkü insanların öfkesi artık kişilerle ilgili değil.
Yöntemle ilgili.
Kurultay kaybettin.
Delegeler karar verdi.
Taban başka bir irade ortaya koydu.
Ama aylar sonra hâlâ masa başında “geri dönüş” hesabı yapılıyor.
Kısmen başarı olundu da…
Zorbalıklarla o ayrı…
Şimdi kulislerde konuşulanlara bakıyorsunuz…
“Şu isim atanabilir.”
“Bu ekip görevden alınabilir.”
“Şu il başkanı merkeze yakın.”
“Bu isim Kemalci.”
Parti yönetilmiyor adeta hisse devri yapılıyor.
Ve en trajikomik tarafı şu…
CHP içinde demokrasi nutku atanların önemli kısmı, iş kendi koltuğuna gelince mutlak butlan mantığını savunabiliyor.
İşte insanlar buna itiraz ediyor.
Yoksa kimsenin derdi bir kişinin soyadı değil.
Ben gazeteciyim.
Sözde tarafsız olmam gerekiyor.
Ama kusura bakmayın, bazı meselelerde insanın sinir sistemi objektif davranamıyor.
Atamayla gelecek bir il başkanını ben de tanımam.
Hatta olur da parti binasına gitmek zorunda kalırsam sürekli laf sokarım.
Dayanabilirsem tabii.
Çünkü insan gerçekten merak ediyor:
Bu süreçte “Ben bu görevi kabul ediyorum” diye ortaya çıkacak biri kendine bunu nasıl açıklayacak?
“Demokrasi mücadelemiz sürüyor” deyip antidemokratik bir yöntemin parçası olmak nasıl bir ruh hali?
Ama olacaktır.
Siyasette her koltuğun bir talibi bulunur.
Gaye Usluer olur…
Recep Taşel olur…
Egemen Yağcıoğlu olur…
Olur da olur.
Çünkü bizim siyasette krizler ilke üretmez, fırsat üretir.
Ben ilk “mutlak butlan” yazımda bazı kulisleri aktardığımda birçok kişi abarttığımı düşünüyordu.
Şimdi aynı bilgiler birer birer doğrulanıyor.
Demek ki mesele hayal gücü değilmiş.
Mesele ülke siyasetinin artık şaşırtma kabiliyetini kaybetmiş olmasıymış.
O yüzden bence kimse yorulmasın.
Hatta bu kadar dolambaçlı işlere de gerek yok.
Doğrudan Gürhan Albayrak’ı CHP Eskişehir İl Başkanı yapın olsun bitsin.
Hem zamandan tasarruf edilir.
Zaten herkes birbirini AK Parti’ye hizmet etmekle suçlamıyor mu?
Böylece en azından insanlar kimin hangi partide olduğunu yeniden öğrenmek zorunda kalmaz.
İki partiyi birden yönetir.
Hatta ortak bina kullanılsın.
Masraf da düşer.
Bir katta CHP toplantısı yapılır, üst katta AK Parti.
Yanlışlıkla birbirlerinin salonuna girenler de çok yabancılık çekmez zaten.
Hatta bir gün bakmışsınız Kazım Kurt merdivenden çıkarken Gürhan Albayrak’la karşılaşıyor…
Diyalog şöyle:
Gürhan Albayrak:
“Başkanım selam…”
Kazım Kurt:
— “Pardon, sizi tanımıyorum.”
Gürhan Albayrak:
— “Ama ben sizi tanıyorum…”
Kazım Kurt:
— “O daha kötü.”
Kazım Başkan soruyor:
“Sen hangi kata gidiyorsun?”
Gürhan Başkan cevap veriyor:
“Vallahi başkanım, bu aralar fark eden pek yok…
Ve böylece Eskişehir siyasetinde yeni dönem başlar:
Tanıyan yanar, tanımayan kazanır.
Yakında seçim afişlerinde bile şu yazabilir:
“Beni tanımayın, oy verin.”