“Artık bu hayatta beni hiçbir şey şaşırtmaz” dediğim her seferinde hayat bana yeni bir örnek gönderiyor.

Bu kez örneğin adı Ayşe Ünlüce.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, geçtiğimiz hafta sonu bir nikâh kıydı.

Nikâh kıymasında elbette hiçbir sorun yok.

Belediye başkanı nikâh kıyar.

İnsanların mutluluğuna ortak olur.

Gençlerin en mutlu günlerinden birinde yanlarında bulunur.

Buraya kadar eyvallah.

Ama bir de “kimin” sorusu var.

Ben o kişinin adını bile yazmayacağım.

“O” diyeceğim.

Çünkü Eskişehir’de kimden bahsettiğimi herkes biliyor.

Atatürk'e yönelik sözleriyle tepki çeken...

Kadınlara yönelik hakaretleri ve ağır ifadeleriyle gündeme gelen...

Toplumun farklı kesimlerine yönelik söylemleri nedeniyle tepki toplayan...

Daha önce Eskişehir'deki yılbaşı pazarına yönelik olayla gündeme gelen...

Ve son olarak Alevi vatandaşlara yönelik ifadeleri nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunulduğu kamuoyuna yansıyan o kişi...

İşte Sayın Ayşe Ünlüce o kişinin oğlunun nikâhını kıydı.

Ve ben bu yazıyı kaleme aldığım için de büyük ihtimal hakaretlere, saldırılara maruz kalacağım.

Ama yine de yazıyorum.

Şimdi bana “Ama nikâh kıymak belediye başkanının görevi” demeyin.

Biliyorum.

Mesele nikâh kıymak değil.

Mesele kimin yanında durduğunuzdur.

Herkese selam vermek başka, herkese meşruiyet vermek başka…

Bakın...

Siyasi olarak farklı düşündüğünüz insanlarla konuşabilirsiniz.

Muhalifinizle aynı masaya oturabilirsiniz.

Size ağır eleştiriler yönelten biriyle bile medeni bir ilişki kurabilirsiniz.

Bunda hiçbir problem yok.

Hatta demokrasi bunu gerektirir.

Ama bir insanın söylemleri sürekli olarak kadınları, siyasi görüşü farklı insanları veya toplumun belli kesimlerini hedef alıyorsa, orada “Ben herkesle iyi geçiniyorum” diyerek işin içinden çıkamazsınız.

Çünkü siz artık yalnızca Ayşe Ünlüce değilsiniz.

Siz Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı'sınız.

O makamın temsil ettiği bir ağırlık var.

Attığınız her adımın bir karşılığı var.

Verdiğiniz her fotoğrafın bir mesajı var.

Kurduğunuz her ilişkinin kamuoyunda bir anlamı var.

Benim Sayın Ünlüce'ye sorum çok basit…

Neden?

Neden özellikle o kişi?

Neden başka bir belediye başkanı değil?

Neden başka bir isim değil?

Neden kamuoyunda bu kadar tartışmalı bir geçmişe sahip olduğu söylenen bir kişinin oğlunun nikâhını bizzat siz kıydınız?

Ve en önemlisi...

Bu kişinin geçmişteki söylemlerini biliyor muydunuz?

Biliyorsanız, bunu nasıl değerlendirdiniz?

Bilmiyorsanız, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak etrafınızda olup bitenlerden neden haberdar değildiniz?

İki ihtimalin de cevaba ihtiyacı var.

Çünkü mesele bir imza değil

Şunu kimse bana anlatmasın:

“Ne var canım, nikâh kıydı.”

Var.

Hem de çok şey var.

Bazen bir fotoğraf bir açıklamadan daha güçlüdür.

Bazen bir tokalaşma bir konuşmadan daha fazla mesaj verir.

Bazen de kıydığınız bir nikâh, farkında olmasanız bile, yıllardır tepki gören bir kişiye “Ben senin yanındayım” görüntüsü verir.

Siz böyle düşünmemiş olabilirsiniz.

Niyetiniz bu olmayabilir.

Ama siyaset yalnızca niyetlerden ibaret değildir.

Siyasette sonuç da vardır.

Görüntü de vardır.

Sembol de vardır.

Bir kadın belediye başkanı olarak...

İşin en çarpıcı tarafı ise burada.

Siz bir kadın belediye başkanısınız.

Kadınların siyasette daha fazla yer almasını savunabilirsiniz.

Kadın haklarından söz edebilirsiniz.

Kadına yönelik şiddete karşı kampanyalar düzenleyebilirsiniz.

Ama aynı zamanda kadınlara yönelik hakaretleriyle gündeme gelen bir kişinin yanında durduğunuzda, insanlar size dönüp şu soruyu sormaz mı?

“Söylediklerinizle yaptıklarınız arasındaki farkı nasıl açıklıyorsunuz?”

Bu soru haksız mı?

Bence değil.

Sayın Ünlüce'nin “herkesle iyi geçineyim” anlayışını anlayabilirim.

Hatta siyasette bunun önemli olduğunu da düşünüyorum.

Ama bir noktadan sonra uzlaşmacılık, eğer ilkesizliğe dönüşürse, erdem olmaktan çıkar.

Herkesle konuşabilirsiniz ama herkesin söylemini normalleştirmek zorunda değilsiniz.

Herkese kapınızı açabilirsiniz ama herkesin arkasında durmak zorunda değilsiniz.

Herkese saygılı olabilirsiniz ama herkesin yaptıklarına meşruiyet kazandırmak zorunda değilsiniz.

İşte ince çizgi burada.

İnsan ister istemez düşünüyor:

Acaba bu kadar tartışmalı bir kişinin Büyükşehir Belediye Başkanı'na bu kadar yakın olmasının başka bir sebebi mi var?

Acaba bu kişiye gösterilen toleransın arkasında başka bir siyasi hesap mı bulunuyor?

Acaba Sayın Ünlüce, bu kişinin yıllardır kullandığı dili gerçekten görmüyor mu?

Yoksa görüyor da önemsemiyor mu?

Bunların cevabını elbette kendisi verecek.

Ama kamuoyunun sormaya hakkı var.

Bir de şu var.

Söz konusu kişinin insanlara yaklaşırken kullandığı dili hepimiz biliyoruz.

Peki, biz size aynı üslupla yaklaşsak?

Aynı hakaretleri etsek?

Aynı ağır ifadeleri kullansak?

Aynı ithamlarda bulunsak?

Ne olur?

Muhtemelen bunu kabul edilemez bulursunuz.

Haklısınız.

Ama o zaman size şu soruyu sormak gerekiyor:

Sizin kabul edemeyeceğiniz bir dil başkalarına yöneltildiğinde neden bu kadar tolerans gösteriliyor?

Bir kadın belediye başkanı olarak sizden beklenen, o dili kullanan kişiye güç vermek değil; o dilin karşısında durmanızdır.

O yüzden kusura bakmayın.

Ben bunu “bir nikâh kıyıldı, bitti” diye geçiştirmeyeceğim.

Çünkü bazı fotoğraflar unutulmaz.

Bazı tercihler not edilir.

Bazı isimlerle kurduğunuz yakınlık, sizin hakkınızda uzun uzun konuşmanıza gerek bırakmaz.

Sayın Ayşe Ünlüce...

Siz belki sadece bir nikâh kıydığınızı düşünüyorsunuz.

Ben ise bunun çok daha büyük bir siyasi anlam taşıdığını düşünüyorum.

Çünkü siz sıradan bir vatandaş değilsiniz.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı'sınız.

Ve o makamın ağırlığını taşıyorsunuz.

Bu nedenle size kızgınlığım bir nikâh kıydığınız için değil.

Kime, hangi koşullarda ve hangi görüntüyü vererek o nikâhı kıydığınız için.

Bir kadın belediye başkanının, kadınları hedef alan sözleriyle tepki çeken bir kişinin yanında bu şekilde görünmesini doğru bulmuyorum.

Bunu açıkça söylüyorum.

Ve sizi bu nedenle eleştiriyorum.

Hatta daha açık söyleyeyim:

Beni hayal kırıklığına uğrattınız.

Çünkü sizden beklenilen, herkesle iyi geçinmeniz değildi.

Sizden beklenilen gerektiğinde “Buraya kadar” diyebilmenizdi.

Sizden beklenilen siyasi hesabı ne olursa olsun, kadınlara hakaret eden bir dilin karşısında durmanızdı.

Sizden beklenilen makamınızın gücünü böyle bir kişinin eline bırakmamanızdı.

Ama siz gittiniz...

O kişinin oğlunun nikâhını kıydınız.

Ve şimdi geriye tek bir soru kaldı:

Sayın Ünlüce gerçekten sadece bir nikâh mı kıydınız?