Bir mahalle düşünün…
Yağmur yağıyor, baraj taşıyor, yollar kapanıyor. İnsanlar evinden çıkamıyor. Bahçeler su altında kalıyor. Elektrik panolarına kadar dayanan su için vatandaş endişeyle yetkililere sesleniyor. Ve bütün bunlar yaşanırken ortada hâlâ “tamamlanamamış kamulaştırma süreçleri”, “iptal edilen kamu yararı kararları” ve yıllardır çözülemeyen bir bürokrasi var.
Bugün Aşağıılıca Mahallesi’nde yaşanan mesele yalnızca bir taşkın meselesi değildir. Bu olay, Türkiye’de insan hayatının çoğu zaman evrakların, prosedürlerin ve geciken kararların gerisine atıldığının somut örneklerinden biridir.
Geçtiğimiz gün Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Mayıs ayı meclis toplantısında yapılan açıklamada, ESKİ Genel Müdürü Niyazi Solak baraj havzasında kalan yaklaşık 188 parsel için kamulaştırma sürecinin sürdüğünü anlattı. Bazı taşınmazlarla ilgili konuların mahkemeye taşındığı, kamu yararı kararlarının iptal edildiği ve bu nedenle işlemlerin tamamlanamadığı ifade edildi.
Peki şimdi sorulması gereken soru şu:
Bir kararın yeniden çıkmasını beklerken yaşanacak bir facianın sorumluluğunu kim üstlenecek?
Çünkü mesele artık yalnızca mülkiyet meselesi değil.
Mesele doğrudan insan güvenliği.
Bir mahalle yolu kapanıyorsa, insanlar evinde tedirgin bekliyorsa, elektrik sistemleri risk altına giriyorsa burada “prosedür devam ediyor” cümlesi vatandaşın korkusunu ortadan kaldırmaz. Devletin görevi yalnızca işlem yapmak değil, tehlikeyi oluşmadan önlemektir.
Kamu yararı denilen kavram tam da böyle zamanlar için vardır.
İnsanların can güvenliği tehdit altındayken, süreçlerin uzun bir zaman dilimine yayılması normal kabul edilemez. Eğer ortada taşma riski olan bir baraj varsa, o riskin çevresindeki her santimetre için çok daha hızlı, çok daha kararlı bir refleks gösterilmelidir.
Çünkü bu ülkede ne yazık ki çoğu zaman felaket yaşanmadan gereken adımlar atılmıyor.
Önce uyarılar görmezden geliniyor, sonra “inceleme başlatıldı” açıklamaları geliyor. Oysa yönetim anlayışı, felaket olduktan sonra değil; olmadan önce devreye girmeli.
Bugün Aşağıılıca’da su yolları kapatıyorsa, yarın daha büyük bir yağışta neyin yaşanmayacağını kim garanti edebilir?
Hiçbir mahkeme dosyası, hiçbir bürokratik gecikme, hiçbir prosedür insan hayatından daha önemli değildir. Devlet ciddiyeti dediğimiz şey, vatandaş korkuyla beklerken süreç anlatmak değil; o korkuyu ortadan kaldırmaktır.
Çünkü su yükseldiğinde insanların aklına kamulaştırma maddeleri değil, “Başımıza bir şey gelecek mi?” sorusu gelir.
Esen kalın.