Tepebaşı Belediye Meclisi’nin Haziran ayı toplantısında yaşanan tartışmalar bir kez daha gözleri belediyeye çevirdi.
AK Parti Meclis Üyesi Ali Semih Ünlü’nün sert eleştirileri, Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın tepkisi ve ardından oturumun kapatılması gündemin en çok konuşulan başlıklarından biri oldu. Ancak yaşananların ardından geriye dönüp baktığımızda cevaplanması gereken asıl soru hâlâ ortada duruyor:
Tepebaşı halkı ne duymak istedi, ne duydu?
Başkan Ahmet Ataç, geçtiğimiz günlerde NOW TV yayınında yaptığı açıklamada, “Benim boğazımdan bir delikli kuruş geçmemiştir” dedi. Bu açıklama elbette önemlidir. Çünkü kamuoyunda oluşan soru işaretlerine karşı kişisel bir duruş ortaya koymaktadır. Ancak bugün gelinen noktada vatandaşın beklediği tek şey bu açıklama değildir. Kimse Ahmet Ataç’ın kişisel mal varlığını ya da yaşam tarzını tartışmıyor. Kamuoyunun merak ettiği konu çok daha farklı.
Tepebaşı Belediyesi içerisinde yaşanan süreçten sonra ne olacak?
Belediye yönetimi bundan sonra hangi tedbirleri alacak?
Denetim mekanizmaları nasıl güçlendirilecek?
Benzer iddiaların bir daha yaşanmaması için hangi yapısal değişiklikler yapılacak?
Kurum içerisinde hangi yeni kontrol sistemleri kurulacak?
İşte vatandaşın duymak istediği cevaplar bunlar. Çünkü yöneticilik sadece kriz anlarında kendini savunmak değildir. Yöneticilik aynı zamanda yaşananlardan ders çıkarıldığını gösterebilmektir.
Bugün Tepebaşı halkının karşısına çıkıp;
“Bu süreçten sonra belediyede şu denetimleri artıracağız.”
“Şu birimleri yeniden yapılandıracağız.”
“Şu uygulamaları devreye alacağız.”
“Şeffaflığı artıracak şu adımları atacağız.”
şeklinde bir yol haritası açıklanmış olsaydı, kamuoyunun önemli bir kısmı en azından geleceğe dair bir güven mesajı alabilirdi.
Ne yazık ki bugüne kadar yapılan açıklamalar daha çok savunma niteliğinde kaldı. Oysa vatandaş geçmişten çok geleceği merak ediyor. Çünkü bir kurumun itibarı, yalnızca hakkında çıkan iddialara verdiği cevaplarla değil, o iddialardan sonra nasıl bir yönetim anlayışı ortaya koyduğuyla ölçülür. Bugün Tepebaşı Belediyesi’nin önünde önemli bir fırsat bulunuyor. Bu fırsat siyasi tartışmaları büyütmek değil, kamuoyunun karşısına çıkıp güçlü bir reform ve şeffaflık programı açıklamaktır. Halk artık kavga görmek istemiyor. Halk, belediyenin bundan sonra nasıl yönetileceğini duymak istiyor. Ve görünen o ki, Tepebaşı’nda en çok ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur: Daha fazla açıklık, daha fazla şeffaflık ve daha fazla hesap verebilirlik.
19 yıllık bir hikâyenin küçük bir parçası
Bugün 19 yaşına giren bir gazetenin çatısı altında yazıyorum. Gazetecilikte 19 yıl, sadece bir sayı değildir. Nice manşetlerin, sayısız haberin, uykusuz gecelerin, yetişen baskıların ve kamuoyuna ulaşan binlerce satırın toplamıdır.
Şehir Gazetesi bugün 19 yaşında.
Ben ise bu büyük hikâyenin son iki yılında yer alma fırsatı bulan isimlerden biriyim.
Yaklaşık iki yıl önce bu kapıdan içeri girerken heyecanlıydım. Açıkçası biraz da çekiniyordum. Çünkü gazetecilik sadece haber yazmak değil, aynı zamanda sorumluluk almaktır. Kaleminizin her satırında kamuoyuna karşı bir görev üstlenirsiniz. Bugün geriye dönüp baktığımda, o gün bana verilen fırsatın ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.
Öncelikle, gazetemizde bana yazma imkânı tanıyan, düşüncelerimi özgürce ifade edebileceğim bir alan açan ve sesimi daha geniş kitlelere ulaştırma fırsatı veren Şehir Gazetesi İmtiyaz Sahibi Murat Keskin’e teşekkür etmek istiyorum. Bir gazeteci için kendini ifade edebilmek, fikirlerini paylaşabilmek ve gelişebileceği bir ortam bulabilmek son derece değerlidir.
Aynı şekilde, iki yıl önce biraz çekinerek attığım ilk adımda bana güvenen ve bu ailenin bir parçası olmamı sağlayan Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Gülnaz Gözler’e de ayrıca teşekkür borçluyum.
Gazetecilik öğrenmenin hiç bitmediği bir meslek. Her haber yeni bir deneyim, her röportaj yeni bir bakış açısı, her köşe yazısı ise yeni bir muhasebe demek. Ben de bu süreçte hâlâ öğrenmeye, kendimi geliştirmeye ve bana sunulan bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorum. Önümde daha uzun bir yol olduğunun farkındayım. Ancak bu mesleğin bana kattığı her günün kıymetini biliyorum.
Bugün Şehir Gazetesi’nin 19. yaşını kutlarken, aslında yalnızca bir kurumun yıl dönümünü kutlamıyoruz.
Tarafsız haberciliğin, özgür düşüncenin, meslek ahlakının ve yerel basının ayakta kalma mücadelesinin de bir yıl dönümünü kutluyoruz.
Dileğim; kalemlerimizin özgür kaldığı, gazeteciliğin değer gördüğü, tarafsız haberciliğin önüne prangaların vurulmadığı nice yıllara birlikte ulaşmak.
Şehir Gazetesi’nin 19. yaşı kutlu olsun.