Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK, “Bu ülkenin gerçek sahibi ve toplumumuzun temel öğesi köylüdür. İşte bu köylü bugüne dek eğitimden yoksun bırakılmıştır. Öyleyse bizim izleyeceğimiz eğitim siyasetinin temeli önce cehaleti yok etmektir. Ayrıntıya girmekten kaçınarak bu fikrimi birkaç sözcükle açıklamak için diyebilirim ki, genel olarak tüm köylüye okuma, yazma öğretmek, vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıyacak kadar coğrafya, tarih, din ve ahlak bilgisi vermek, dört işlemi öğretmek eğitim programımızın ilk hedefidir. “ demiştir.

Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK bu görüşünü sözde bırakmadı. Köylerde görev alan eğitmenlerle hayata geçirdi. Köylerde görev alacak ilk eğitmen kursu, Eskişehir Çifteler'de (Mahmudiye) 1936 yılında açılmıştır. Hemen ardından İzmir Kızılçullu'da açılmış ve bu kurslar, kuruluşları 1937'de başlayan ve 17 Nisan 1940'ta yasallaşan Köy enstitüleri bünyesinde, 1947'ye kadar devam etmiştir.

Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kurulmasının ardında, Türkiye’nin ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişiminde belirleyici bir rol oynayan Köy Enstitüleri’nin, bugün 85. kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz.
Eğitim alanında, kırsal kesimde yaşayan halk ile kentliler arasındaki dengeyi eşitlemek ve köy halkına, pratik bilgi vermek amacıyla 1936’ta Saffet Arıkan’ın Vekilliği döneminde, “Köy Eğitmeni projesi” uygulamasına başlanır.
Askerliğini, onbaşı veya çavuş olarak yapan gençler, Ziraat Bakanlığı’nın işbirliğiyle, modern tarım tekniklerini uygulayan, Mahmudiye Devlet Üretme Çiftliği’nde yetiştirilerek köylere gönderilir. Amaç, köye, hem bir öğretmen, hem de modern üretim araçları ve tarım yöntemleri sağlamak ve eğitimin mali yükünü hafifletmektir.
İsmail Hakkı Tonguç yönetiminde başlanan bu projenin başarılı olması üzerine, 1937 ve 1939 yıllarında çıkarılan yasalarla, köy eğitmeni yetiştirme deneyimi yaygınlaştırılır. Kırsal kesime yönelik bu eğitim uygulaması, hiç şüphesiz daha sonra kurulan Köy Enstitüleri için uygun koşullar aratmış ve Köy Enstitüleri’ne geçişi kolaylaştırılmıştır.
17 Nisan 1940’ta, Köy Enstitüleri Yasası çıkarılarak, köy okullarında görev alacak olan öğretmenleri yetiştirmek üzere, kent ve kasabalardan uzak, geniş arazisi bulunan uygun yerlerde Köy Enstitüleri kurulmaya başlanır.
17 Nisan 1940 tarihinde, 3803 Sayılı Köy Enstitüleri yasası ile kurulan, Köy Enstitülülerinin sayısı 10’du. 1944 yılında, bu sayı 20’ye ulaştı. 1948 yılında, Van’da açılan Ernis Köy Enstitüsü ile sayı 21 oldu. Köy Enstitülerine, öğretmen yetiştirmek için de 1942 yılında da Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.

Köy Enstitülerin, ilk resmî öğretim programı, 1943 yılında yayımlanmıştır. Programa göre, ilkokulu bitiren çocuklar, sınavla Köy Enstitülerine alınır ve karma eğitimle, toplam beş yıl süren, öğretim zamanının yarısı kültür derslerine, dörtte biri tarım dersleri ve çalışmalarına, dörtte biri de sanat ya da teknik derslere ve çalışmalara ayrılmıştır.
Köy Enstitüleri, dünyaya örnek bir projeydi. Ne yazık ki ülkemizde halen, önemi yeterince anlaşılamadı. Oysa Anadolu kültürünün, tüm zenginliklerini, eğitim dizgesine katan, öğrencinin insana dair tüm güzelliklerle donatılması ve toplumsal sorumluluğa, sahip olmasını amaçlayan ve her yönüyle çevresinin ve bölgesinin, eğitim, kültür merkezi olan kurumlardı.
Başka ülkelere muhtaç olmadan, kendi kendine üretken, bilgi ve beceriyle donatan, bir eğitim kurumunun adı olan Köy Enstitüleri, öğrencileri, pedagoji eğitimi alırken, aynı zamanda demirci, yapıcı ya da marangozluk gibi eğitimi de alıyordu.
Köy Enstitüleri, programı, çok yönlü eğitimi benimsemişti. Genel kültür ve beceriler yanında, edebiyat, resim, müzik ve spor gibi etkinlikler, her öğrencinin, doğal hakkı sayılıyordu. Her sabah, güne, jimnastik, ya da halk oyunları ile başlanırdı. Eğitim yaşamının tümüne, sanat, hareket ve yaratıcılık egemendi. Her öğrencinin, bir müzik aleti (genellikle mandolin) çalması, zorunlu idi. Halk kültürünün, tüm malzemesi, taşınıp işleniyordu.
Köy Enstitülerde, her hafta bir eğlenti düzenlenir, bu etkinliğe yönetici ve öğretmenler de katılırdı. Bu eğlenti programları, piyes, müzik, gösteri, halk oyunu, orta oyunu vb. etkinliklerden oluşurdu. Bu etkinlikleri, çevredeki köylüler ve öğrenci velilerinden, konuk olanlar da izlerlerdi.
Köy Enstitülerinde, uygulanan eğitim ve öğretim yöntemi, “öğrenciyi merkeze” koymuş ve onun etkin kılınmasını, temel almıştı. Ekip çalışmaları ve bireysel etkinlikler, öğrenci kişiliğinin geliştirilmesi açısından, vazgeçilmez koşuldu.
1940’lı yıllarda, üniversitelerin özerkliğinin başladığı dönem, Köy Enstitülerinin kurulduğu döneme, denk gelmektedir ki bu dönemde, UNESCO tarafından, dünyaya, Türk eğitimi model örnek olarak gösterilmiştir.
Köy Enstitüleri, eğitim modeli kişiye, kendi farkına verebilirliğini kazandırıyordu. Anlıyor, düşünüyor, sorguluyor ve üretiyor. Yaptığı işin verdiği mutlulukla, yaşamına anlam katabiliyordu. Köy Enstitüleri, programı, çok yönlü eğitimi benimsemişti. Genel kültür ve beceriler yanında, edebiyat, resim, müzik ve spor gibi etkinlikler, her öğrencinin doğal hakkı sayılıyordu.
Her sabah, güne, jimnastik, ya da halk oyunları ile başlanırdı. Eğitim yaşamının tümüne sanat, hareket ve yaratıcılık egemendi. Her öğrencinin, bir müzik aleti (genellikle mandolin) çalması zorunlu idi. Halk kültürünün, tüm malzemesi, taşınıp işleniyordu. Köy Enstitüleri; yoksulluğun, açlığın, salgın hastalıkların, bilgisizliğin pençesindeki Türk köylüsü için, bir uygarlık ve değişim eyleminin; bir sosyal devrimin ilk adımıdır.
Ülkemizde, köy Enstitülerinin değeri bilinmeyerek kapatıldı ama bugün, COVİD-19 ve açlık korkusuyla, Köy Enstitüleri, dünyanın yeni umudu oldu. ABD, Hindistan, Venezuela, Kore, gibi, 100’ün üzerinde ülke, "Atatürk Modeli" diye tüketimden, üretim toplumuna geçiş için, Köy enstitülerini örnek alan uygulamalara başladılar.

Hasan Ali Yücel, kendisinden önce başlanan “Köy Eğitmeni Projesiyle” yetişen eğitmenlerden kırsal kesimde alınan verimin memnuniyet verici olduğunu görerek, köyden yetişmiş, köy kalkınmasının hayati ehemmiyetini içinden duymuş, çalışkan ve müteşebbis köy çocuklarını ve köy halkını yetiştirmek için hayata geçirilen köy enstitüleri, unutulmadı. Unutulmayacaktır.

Köy Enstitüleri, Anadolu insanın özgürlüğe-aydınlanmaya yürüyüşünün adıdır. Anadolu topraklarında ulusaldan evrensele yürüyüşün, özgüvenin, aşılamayan özgün bir eğitim sisteminin adıydı. Kısa sürede, her türlü zorluğa karşın; 17.342 Öğretmen, 8.756 Eğitmen, 7.300 Sağlık Memur’unu Türkiye’ye kazandırdı. Anadolu’nun, Aydınlanma ve Kalkınma Projesi olan Köy Enstitüleri, ayrıca ülkemize 57 yazar ve şair kazandırdı.

17 Nisan 1940'ta kurulan ve Türkiye'nin eğitim tarihinde devrim yaratan köy Enstitüleri'nin 86. kuruluş yıldönümü, Türkiye genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Köy Enstitüleri, "iş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim" ilkesiyle Türk eğitim tarihinin en özgün aydınlanma projesidir. Bu kurumlar, kendi kültürüyle kendi çocuklarıyla kendi teknikleriyle yetişen gençlerle "toprağı işleyen, bilgiyi üreten" nesiller yetiştirmeyi hedeflemiştir.

Köy enstitülerinin 86. yılında Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ve o yıllardaki Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i, Köy Enstitüleri'nin kurucusu, kuramcısı ve uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç’u ve emeği geçenleri, rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.