Eskişehir’e ziyarette bulunan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım makineleri Bölüm Başkanlarından, Sayın Prof. Dr. Ediz ULUSOY ve Eşi Ziraat Yük. Müh. Renan ULUSOY’ la, Eskişehir üniversiteleri ve Türk tarımı üzerinde sohbet etme fırsatı bulmuştuk.

ULUSOY Ailesi, Eskişehir’den övgü ile söz ettiler. Özellikle de demografik yapısına ve porsuk düzenlemesine, Atlı Han’daki el işlerine, Lüle Taşına, Büyükşehir opera binasına hayran kaldılar. Eskişehir’deki Üniversiteleri de beğenmişlerdi. Ancak Eskişehir’de, tarım alanlarının, yok edilerek, beton yığını haline dönüştürülmesine de birlikte üzülmüştük. Bir Eskişehirli olarak, neleri kaybettiğimizin de bir kez daha farkına varmıştık.

Eskişehir’de 582.500 ha alan, yani ili yüzölçümünün %42.7’si, tarım arazisidir. Eskişehir’de, sulanabilir tarım arazisi, 350 133 ha.(%59.64), sulanan arazi 83 135 ha (%14.2) sulanamayan arazi ise, 226 102 ha (40.46) dır. Hülasa Eskişehir, küçümsenmeyecek miktarda, tarım arazisine sahip bir ildir. Ancak ildeki tarım alanları yeteri kadar korunamıyor.

Eskişehir’in en verimli ovası, beton yığını haline geldi. Anayasa ve yasalara rağmen, Eskişehir merkezde, tarım alanları olan, fabrikalar bölgesini, söğüt önü, Vişnelik ve batı kent gibi tarım alanları yok edildi.

Elbette ülkemizde tarım alanları, yalnız Eskişehir’de değil, Türkiye’nin genelinde de yok ediliyor. Verimli topraklar, konut ve sanayi tesisleri yapılması suretiyle, hızla yok olmaktadır. Son 15 yılda, bu şekilde yok edilen tarım alanları, 400.000 hektar civarındadır.

Ülkemizin, 77.945.200 hektar olan yüzölçümü içerisinde, tarım yapılabilir 28.059.000 hektar arazi bulunmaktadır. Devlet Su İşleri verilerine göre, bu alan içinde ekonomik olarak sulanabilir tarım arazisi, 8.500.000 hektardır. Hala kamu yatırımları ile gerçekleştirilen sulamalar ve halk sulamalarının, toplam alanı ise 3.829.175 hektardır.

TÜİK’in 2023 yılı verilerine göre de toplam tarım alanı 38. 588 bin hektardır (buna çayır ve mera arazisi de dahil edilmiştir). Toplam tarım alanının R,5’ini işlenen alanlar, % 9,6’sını uzun ömürlü bitkiler altındaki alanlar (çok yıllık meyvelikler), 7,9’unu daimi çayır ve mera alanları oluşturmaktadır.

Ülkemizde, yeteri kadar ne tarım toprağı, ne de sulanabilecek tarım alanı bulunmaktadır. Kullanabilir tarım alanlarımızın, sınırlarına dayanmış bulunuyoruz. Bundan böyle de yeni tarım alanları bulmamız veya mevcut tarım alanlarının sınırlarını büyütmemiz mümkün olmadığına göre, mevcut tarım alanlarımızı gözümüz gibi korumamız gerekiyor.

DSİ tarafında işletmeye açılmış, 2. 072.571 hektar sulama alanının 179.737 hektarlık kısmı, imarlı veya imarsız yapılaşmalarla, tarım dışı bırakılmıştır. Hâlbuki bu topraklar, 1. sınıf tarım toprağı vasfındadır. Sulama ve drenaj tesisleri yapılmış, kısmen yılda iki gün ürün alınan topraklardır.

Şu bir gerçek ki, devlet kuruluşları, valilikler ve belediyeler, tarım alanlarını iskâna açarak, hem sulama tesislerini, hem de tarım alanlarını yok ediyorlar. En üzücü taraf ise, bu alanları korumakla görevli üst dereceli kamu yetkilileri ve medya, tarım arazilerine yapılan tesislerin temel atma törenlerine ve açılışlarına katılıyorlar.

Ülkemizde, bir yandan ovaların sulaması için baraj ve sulama kanalları inşa edilirken, diğer yandan sulaması öngörülen, tarım alanları, üzerine konut ve sanayi tesisi inşaatına izin veriliyor. Türkiye'de son 20 yılda yaklaşık 3 milyon hektar tarım arazisinin amacı dışında kullanıldığına işaret eden uzmanlar ise tarım arazilerinin betonlaşmasının geri dönüşü olmadığını vurguluyorlar.

Şu bir gerçek ki tarım alanları üzerinde arzu edilmeyen gelişmelere, devlet hazırlıksız yakalanmıştır. Zira Avrupa ülkelerinin, yüzyıl evvel hazırladıkları gibi, sanayi, konut, tarım ve orman alanlarını gösteren ülkemizde bir mastır planı bulunmadığından, devlet yatırımcılara, sanayi ve konut alanları gösterememiştir.

Yıllardır, belediyeler mücavir alanları içindeki sahaları, Valiliklerde bu alanlar dışındaki sahaları, tarım alanı olup olmadığına bakmaksızın, imar planları yapıp, tasdik ederek imara açmıştır. Hâlbuki bu sahaların sınırlarında veya yakınlarında hiçbir ekonomik değeri olmayan, sanayi ve yerleşim alanına müsait, devlete ait büyük alanlar mevcuttur. Söz konusu alanlar, bakımında ülkemiz çok zengindir. Ülke genelinde, 13.972.271 hektarlık, bu tür alan atıl olarak duruyor.

Türkiye’de yerel yönetimler, tarım alanlarını titizlikle korumalı, 1.2.3 sınıf tarım arazilerinin tarım dışı gayelerle kullanılması yasaklanmalıdır. Tarım alanlarını koruyacak kamu kurum/kuruluşlarına, geniş yetkiler verilmeli, cezai müeyyideler caydırıcı olmalı, Türkiye arazi kullanma haritası hazırlanarak hayata geçirilmelidir.

Tarım arazilerinin, bilinçli bir şekilde kullanılması yaşamın sürdürülebilirliği açısından önem arz etmektedir. Hızlı nüfus artışı ve buna bağlı olarak yaygınlaşan plansız kentleşme ve sanayileşme, tarım arazilerinin marjinal kullanım sınırlarının daralmasına neden olmuştur.

Ayrıca Kızılderililerin, "Yeryüzü bize atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet kaldı” atasözünün vurguladığı gibi doğa ve tarım arazileri, atalarımızdan miras değil gelecek nesillerin emanetidir.

Tarım arazileri, çevresel dengeyi korur, istihdam yaratır ve sanayi sektörüne hammadde sağlar, ihracat gelirlerinin artmasına doğrudan katkı sağlarlar. Ülke nüfusunun beslenmesi, gıda güvenliğinin sağlanması, hammadde temini ve ekonomik kalkınma için hayati öneme sahip stratejik doğal kaynaklardır. Bu nedenle de tarımsal alanları korumak, hem yasal bir görev hem de anayasal ve toplumsal bir haktır.