Bugün o gün…
İlk yazı…
İlk mesaj…
Büyük bir heyecan.
Biraz da yük var sırtımda.
Artık sözcüklerin bizi götürdüğü yere gideceğiz.
Yaklaşık üç haftadır meslekten uzak kaldım.
Uzaktan takip etsem de işin “içinde” olmak bambaşka…
En çok neyi özledin deseniz, hiç düşünmeden “yazmayı” derim.
Aslında bu uzak kalma sürecini biraz izin gibi gördüm.
Ev taşıma işlerim vardı, onları hallettim.
Sonra bir gün Millet Bahçesi’nde oturuyorum.
Yağmur yağıyor.
Aklımdan bir anda Şehir Gazetesi İmtiyaz Sahibi Murat Keskin’e yazmak geçti.
Ama beni tanıyan bilir…
Hayatımın en temel sorularından biri şudur:
“Enerji uygun mu?”
Yazdım.
Pazartesi için görüşmek istediğimi söyledim.
Çok kibar yaklaştı.
Randevulaştık.
Enerji uygunmuş…
Yine yakaladım.
Ertesi gün gazeteci abim Ertuğrul Yılmaz’ın cenazesindeyken Murat Bey aradı.
“Bir iki saate görüşelim” dedi.
İlk görüşmeler herkesi gerer belki ama beni ekstra gerer.
Çünkü adınız bir kere “belalı gazeteciye” çıkınca insanlar sizi tanımadan bile temkinli yaklaşabiliyor.
Gerçi ben biraz “belasız belalıyım.”
Öyle büyük olaylar değil benimkisi…
Ama baş ağrıtma potansiyelim vardır.
Bir yazı yazarım…
Bir tweet atarım…
Bir bakmışsınız birilerinin uykusu kaçmış.
O sebeple böyle oluyor.
Ofisine gittim.
Yaklaşık iki üç saat süren bir görüşme yaptık.
Ama düşündüğüm gibi olmadı.
Gerilmedim.
Aksine rahatladım.
“Şöyle oldu, aslında ben haklıydım” gibi uzun savunmalara da gerek kalmadı.
İçtenlikle dinledi.
Sonra günün sonunda odadaki bir arkadaşa dönüp şöyle dedi:
“Eğer kahve söylersek bil ki hayırlı olsun demişizdir.”
Kahveler geldi.
Benim içim de o an biraz yerine geldi.
“Ne zaman istersen başla” dediğinde ise “Pazartesi olsun” dedim.
Başlangıç dediğin biraz başında başlamalı sonuçta.
Ertesi gün beni gazetedeki arkadaşlarla tanıştırdı.
Hepsi genç, dinamik, enerjik insanlar…
İnsan görünce mutlu oluyor.
Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Gülnaz Gözler de sağ olsun her şeyimle ilgilendi.
Gülümseyerek, “Bizim ortamımız çok sakindir Özge” dedi.
O an içimden şunu demek geçti:
“Abla ben yazı yazarken ruh halime göre Ferdi Baba’dan Bergen’e, oradan Müslüm Baba’ya geçen biriyim… Sorun olur mu?”
Ama daha ilk dakikadan da “dakika bir, gol bir” yapmak istemedim tabii.
Kulaklık diye bir icat var sonuçta.
Millet benim yüzünden neden depresyona girsin?
Anlayacağınız yeni bir yolculuk başladı.
Bu yüzden Murat Keskin’e ayrıca teşekkür etmek isterim.
Çünkü bu memlekette herkes “sorunsuz” insan sever.
Ben ise biraz fazla “haber değeri” taşıyorum.
Eminim ona da “Aman alma, başına iş açarsın” diyenler olmuştur.
Hatta “Bak bir gün seni de yazar” diye göz dağı verenler bile çıkmıştır.
Ama bazen mesele tam da budur.
İnsanlar riskten kaçarken bazıları karaktere bakar.
Benim hayatımda en önemli şey güvendir.
Bana güvenen insanı yarı yolda bırakmadım.
Bırakmam.
Bir de şöyle tuhaf bir özelliğim var!
Beni seven gerçekten çok sever.
Sevmeyen ise ben çiçek dağıtsam yine fikrini değiştirmez.
O yüzden Murat Bey bana inanıp güvendiyse ben de o güveni boşa çıkarmamaya çalışacağım.
Tabii küçük bir uyarı yapayım…
Beni çok şikâyet ederler Murat Bey…
Ama öyle tweet yüzünden falan değil.
Yoldaki kırık dubayı haber yaptım diye büroyu basan insanlar gördüm ben.
İnşallah telefonlarınız az çalar Murat Bey.
Gerçi artık biraz geç olabilir.
Bu saatten sonra aşkı da yazarım, kuşları da…
Millet Bahçesi’ni de yazarım, CHP’yi de…
Yani beni ben yapan ne varsa kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Hatta tanışma toplantısından sonra gazeteden çıktım…
Bir baktım Yunus Emre Kültür Merkezi’nin önünde CHP İl Örgütü.
“Özge” dedim kendi kendime…
Bu bir mesaj…
Net mesaj….
Sonra Cuma günü…
Pazara gittim.
Normalde asla gitmem.
Kimse ikna edemez.
Pazar çantam yanımda…
Sebze aldım.
Meyve aldım.
Birde pahalı ki sormayın.
Ama öğrendim ki ben ayrıldıktan dakikalar sonra CHP heyeti pazara gelmiş.
Denk gelsek güzel olurdu.
Alışveriş çantamı gösterirdim.
Bakın artık buna tesadüf demiyorum.
Ben CHP’yi takip etmiyorum…
CHP beni takip ediyor olabilir diyorum.
O yüzden aynı yerden devam edeceğiz.
Sözün özüne geçelim.
Ve işin şakası bir yana…
Bu dönemde bir insana güvenmek kolay değil.
Hele ki adı biraz “sivriye”, biraz “belalıya” çıkmış bir gazeteciye kapı açmak hiç kolay değil.
O yüzden Murat Keskin’in yaptığı şey benim için sadece bir iş anlaşması değil.
Bir güven meselesi.
Bir abi-kardeş sözleşmesidir.
Bazen insanlar CV’ye bakar…
Bazen dedikoduya…
Bazen de karaktere.
Murat Bey üçüncüsünü tercih etti.
Şimdi sıra bende.
O kahvenin hatırını iyi yazılarla ödemeye çalışacağım!
Söz veriyorum Murat Bey!