Bir ülkenin geleceğini inşa eden yerlerdir okullar. Sadece matematik, edebiyat ya da fen öğretilmez; aynı zamanda saygı, sabır ve birlikte yaşama kültürü de o sıralarda şekillenir. Ancak son dönemde yaşanan olaylar, bu güvenli alanların giderek tehdit altına girdiğini açıkça gösteriyor.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye yapılan silahlı saldırı… Ardından Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen benzer haberler… Ve nihayetinde Eskişehir’de Hamamyolu’nda yükselen sessiz ama güçlü bir tepki.

Eğitimciler bu kez tahtanın başında değil, sokağın ortasındaydı.

Bu bir “iş bırakma eylemi”nden çok daha fazlasıydı aslında. Bu, yıllardır biriken kaygının, görmezden gelinen uyarıların ve giderek normalleşen şiddetin dışa vurumuydu. Çünkü mesele tekil bir olay değil; aksine zincirin halkaları gibi birbirine eklenen, büyüyen bir sorun.

Eskiden öğretmen, toplumun en dokunulmaz figürlerinden biriydi. Ailelerin çocuklarını emanet ederken gözünün arkada kalmadığı, öğrencilerin karşısında ayağa kalktığı bir saygınlık alanıydı. Şimdi ise o alanın giderek aşındığını, hatta kimi zaman hedef haline geldiğini görüyoruz.

Bu değişim tesadüf değil.

Toplumda şiddetin dili yaygınlaştıkça, bu dil en kırılgan alanlara da sirayet ediyor. Okullar da bundan bağımsız değil. Üstelik burada yaşanan her olumsuzluk, yalnızca bir öğretmeni değil, dolaylı olarak yüzlerce öğrenciyi ve onların geleceğini etkiliyor.

Eskişehir’deki eylemde dile getirilen talepler bu yüzden son derece somut ve gerçekçi: Daha güçlü güvenlik önlemleri, okul polisi uygulaması, akran zorbalığıyla etkin mücadele ve psikolojik destek mekanizmaları… Bunlar “lüks” değil, artık birer zorunluluk.

Ama asıl mesele sadece güvenlik kameraları ya da polis değil.

Asıl mesele, öğretmeni yeniden toplumun saygı duyulan bir değeri haline getirebilmek. Çünkü bir öğretmenin kendini güvende hissetmediği bir ortamda ne eğitim sağlıklı yürür ne de gelecek sağlıklı kurulur.

Bugün gelinen noktada şu soruyu sormak gerekiyor:

Bir öğretmenin kendini güvende hissetmediği bir ülkede, hangi gelecekten söz edebiliriz?

Hamamyolu’nda yükselen o sessiz tepki, aslında çok gür bir mesaj veriyor:

“Artık görmezden gelmeyin.”

Çünkü eğitimde güvenlik sağlanmadan, hiçbir reformun gerçek bir karşılığı olmaz. Öğretmenin huzuru, öğrencinin geleceğidir. Ve o gelecek, ertelenebilecek bir mesele değil.