Her sabah yeni bir güne değil, yeni bir fiyat listesine uyanıyoruz artık. Etiketler değişiyor, rakamlar büyüyor, hayat ise aynı hızla ağırlaşıyor.
Dün “bu kadarı da olmaz” dediğimiz ne varsa, bugün sıradanlaşıyor. Ulaşım pahalıydı, daha da pahalı oldu. Akaryakıt yükseldi, ardından zincirleme bir dalga gibi her şeyi etkiledi. Ekmek, su, simit… Bir zamanlar en temel, en ulaşılabilir olan ne varsa artık hesap kitap gerektiriyor.
Asıl mesele zamların kendisi değil belki de. Asıl mesele, bu zamların bir düzen içinde değil, kontrolsüz bir akış halinde hayatımıza girmesi. Ne zaman, neye, ne kadar zam geleceğini öngöremediğimiz bir düzende yaşıyoruz. Belirsizlik, zamlardan daha yorucu hale geliyor.
Öte yandan gelir tarafı neredeyse donmuş durumda. Maaşlar yerinde sayarken giderler durmaksızın artıyor. Bu tabloyu açıklamak için uzun cümlelere gerek yok: Denge bozuldu.
Her hafta yeni bir zam haberini yazmak, anlatmak, tartışmak… Bir süre sonra insanın kelimeleri tükeniyor. Aynı cümleleri kurmaktan yoruluyoruz. Tepki göstermek bile sıradanlaşıyor. Kimi zaman gülüp geçiyoruz, kimi zaman öfkeleniyoruz ama sonuç değişmiyor.
En zor olanı da şu: İyi bir haber aramak. Bir haftayı, bir günü, hatta birkaç saati zam haberi olmadan geçirmek neredeyse imkânsız hale geldi. Umut, artık gündemin dışına itilmiş gibi.
Oysa bir toplumun en temel ihtiyacı sadece geçinmek değil, nefes alabilmektir. İnsanlar sadece karnını doyurmak değil, yarınını da görmek ister. Bugün yaşanan tablo ise günü kurtarmaya çalışan, yarını ise belirsizliğe bırakan bir düzeni işaret ediyor.
Sorun ortada, hisseden milyonlar var. Ancak çözüm adına atılan somut adımların eksikliği, bu yükü daha da ağırlaştırıyor. Çünkü insanlar artık sadece zamlarla değil, sessizlikle de mücadele ediyor.
Ve biz… Yazsak bir dert, yazmasak başka bir dert. Ama yazmaya devam edeceğiz. Çünkü bu yaşananlar sıradan değil. Çünkü bu hikâye, hepimizin ortak hikâyesi.