Kara kış tam bastırdı.

Havaya “dondurucu” denilebilecek bir soğuk hakim…

Sokaklar karla kaplı… Çoğu yerde de kar buza dönüşmüş durumda…

Yaya yollarında yürümek çok zor.

Okullar açık…

Öğrenciler okullarına gidiyorlar.

Gitmesine gidiyorlar da nasıl?

“Düşe kalka” tanımlamasını yapmak yanlış olmaz.

İşleri çok zor…

İşlerini daha da zorlaştıran bir faktör var.

O da yaz saati uygulaması…

Daha önce de defalarca dile getirdik.

İkili öğretim veren okullarda sabahçılar için ders başlangıç saati çok erken…

Öğrenciler hava aydınlanmadan yataklarından çıkmak zorundalar.

Yataklarından güç bela çıkıyorlar.

Gözlerinden uyku akan çocuklar kahvaltı yapabilir mi?

O saatlerde büyükler bile zor kahvaltı yaparlarken çocuklar nasıl yapsınlar?

Ailelerinin zorlaması ile birkaç lokma bir şey yiyebiliyorlar.

İçebilirlerse de bir bardak süt içiyorlar.

Hepsi o kadar.

Oysa ki, sabah kahvaltısının önemi tartışılmaz… Özellikle de gelişme çağındaki çocuklar için büyük önem taşıyor.

Kahvaltıdan sonra sırtlarında çantaları evlerinden çıkıyorlar.

Karşılaştıkları koşullar malum…

Hava henüz aydınlanmamış durumda…

“Zifiri karanlık” dense yeridir.

Soğuk derseniz, o saatlerde sokağa çıkanlar biliyor.

Tam anlamıyla “dondurucu” denilebilecek kadar soğuk…

Çocuklar “zifiri karanlık” ta,”dondurucu” soğuğun hakim olduğu sokaklara çıkıyorlar.

Başlangıçta da belirttik…

Sokakların hali ortada… Kar ve buzla kaplılar.

Çocuklar o sokaklarda yürüyorlar…

Yürümesine yürüyorlar da nasıl?

Büyükler bile zor yürürken onların halini siz düşünün.

Kendilerini kasıyorlar… Düştükleri de oluyor.

Tam anlamıyla büyük çile çekiyorlar.

Aynı şekilde aileleri de…

Aralarında “minik” denilebilecek yaşta olanlar da var.

Hallerini görünce üzülmemek elde değil…

Titreyen minikleri görünce insanın yüreği parçalanıyor.

Sahi Milli Eğitim Müdürü görmüyor mu ki?

Gördüğünde neler hissediyor ki?

Üzülmemesi düşünülemez.

Elbette ki üzülüyordur.

Onun için yalnızca üzülmek yetmez…

Miniklerin çile çekmesini önleyecek bir şeyler de yapmalı.

Daha önce defalarca dile getirdik.

Başka dile getirenler de oldu.

Ne yazık ki hepsi boşuna…

Bugüne kadar bir şey yapılmadı.

Öğrencilerin çilesi kara kışla birlikte dayanılmaz boyuta ulaştı.

Yazık ki, ne yazık…

Böylesi bir çile ile gidilen okuldaki dersler başarılı olur mu?

Elbette ki hayır…

“Zifiri karanlık” ve “dondurucu” soğukta okula giden minikler kendilerini derse veremiyorlar.

Öğretmenler ne yapsa boşuna…

İşin doğrusu onlar da kendilerini tam anlamıyla derse veremiyorlar.

İlk iki ders için “boş geçiyor” demek yanlış olmaz.

O minik öğrenciler, öğrenim sürecinin daha başındalar.

Önlerinde oldukça uzun bir süreç var.

Okullarını sevmeleri gerekir.

Böylesi koşullar altında gittikleri okullarını nasıl sevsinler?

Soğuyorlar.

Uygulanan saatin yarattığı sıkıntılar oldukça fazla…

Uygulanma nedeni için “enerji tasarrufu” deniliyor.

Denilmesine deniliyor da bu konudaki tespitler ortada… “Enerji tasarrufu” diye bir şey söz konusu değil.

Bu da anlaşılmış durumda…

Ancak hala ısrar ediliyor.

Anlamak gerçekten zor…

Tamam büyüklere acınmadığı belli… Hiç olmazsa şu minik öğrencilere acınsın…

Kara kış tam bastırdı.

Havaya “dondurucu” denilebilecek bir soğuk hakim…

Sokaklar karla kaplı… Çoğu yerde de kar buza dönüşmüş durumda…

Yaya yollarında yürümek çok zor.

Okullar açık…

Öğrenciler okullarına gidiyorlar.

Gitmesine gidiyorlar da nasıl?

“Düşe kalka” tanımlamasını yapmak yanlış olmaz.

İşleri çok zor…

İşlerini daha da zorlaştıran bir faktör var.

O da yaz saati uygulaması…

Daha önce de defalarca dile getirdik.

İkili öğretim veren okullarda sabahçılar için ders başlangıç saati çok erken…

Öğrenciler hava aydınlanmadan yataklarından çıkmak zorundalar.

Yataklarından güç bela çıkıyorlar.

Gözlerinden uyku akan çocuklar kahvaltı yapabilir mi?

O saatlerde büyükler bile zor kahvaltı yaparlarken çocuklar nasıl yapsınlar?

Ailelerinin zorlaması ile birkaç lokma bir şey yiyebiliyorlar.

İçebilirlerse de bir bardak süt içiyorlar.

Hepsi o kadar.

Oysa ki, sabah kahvaltısının önemi tartışılmaz… Özellikle de gelişme çağındaki çocuklar için büyük önem taşıyor.

Kahvaltıdan sonra sırtlarında çantaları evlerinden çıkıyorlar.

Karşılaştıkları koşullar malum…

Hava henüz aydınlanmamış durumda…

“Zifiri karanlık” dense yeridir.

Soğuk derseniz, o saatlerde sokağa çıkanlar biliyor.

Tam anlamıyla “dondurucu” denilebilecek kadar soğuk…

Çocuklar “zifiri karanlık” ta,”dondurucu” soğuğun hakim olduğu sokaklara çıkıyorlar.

Başlangıçta da belirttik…

Sokakların hali ortada… Kar ve buzla kaplılar.

Çocuklar o sokaklarda yürüyorlar…

Yürümesine yürüyorlar da nasıl?

Büyükler bile zor yürürken onların halini siz düşünün.

Kendilerini kasıyorlar… Düştükleri de oluyor.

Tam anlamıyla büyük çile çekiyorlar.

Aynı şekilde aileleri de…

Aralarında “minik” denilebilecek yaşta olanlar da var.

Hallerini görünce üzülmemek elde değil…

Titreyen minikleri görünce insanın yüreği parçalanıyor.

Sahi Milli Eğitim Müdürü görmüyor mu ki?

Gördüğünde neler hissediyor ki?

Üzülmemesi düşünülemez.

Elbette ki üzülüyordur.

Onun için yalnızca üzülmek yetmez…

Miniklerin çile çekmesini önleyecek bir şeyler de yapmalı.

Daha önce defalarca dile getirdik.

Başka dile getirenler de oldu.

Ne yazık ki hepsi boşuna…

Bugüne kadar bir şey yapılmadı.

Öğrencilerin çilesi kara kışla birlikte dayanılmaz boyuta ulaştı.

Yazık ki, ne yazık…

Böylesi bir çile ile gidilen okuldaki dersler başarılı olur mu?

Elbette ki hayır…

“Zifiri karanlık” ve “dondurucu” soğukta okula giden minikler kendilerini derse veremiyorlar.

Öğretmenler ne yapsa boşuna…

İşin doğrusu onlar da kendilerini tam anlamıyla derse veremiyorlar.

İlk iki ders için “boş geçiyor” demek yanlış olmaz.

O minik öğrenciler, öğrenim sürecinin daha başındalar.

Önlerinde oldukça uzun bir süreç var.

Okullarını sevmeleri gerekir.

Böylesi koşullar altında gittikleri okullarını nasıl sevsinler?

Soğuyorlar.

Uygulanan saatin yarattığı sıkıntılar oldukça fazla…

Uygulanma nedeni için “enerji tasarrufu” deniliyor.

Denilmesine deniliyor da bu konudaki tespitler ortada… “Enerji tasarrufu” diye bir şey söz konusu değil.

Bu da anlaşılmış durumda…

Ancak hala ısrar ediliyor.

Anlamak gerçekten zor…

Tamam büyüklere acınmadığı belli… Hiç olmazsa şu minik öğrencilere acınsın…