Eskişehir’de bir tarihe daha kepçe vuruldu!
Tozman Çarşısı tarihe karıştı.
Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Gülnaz Abla aradı.
“Tozman Çarşısı yıkılıyormuş.” deyince gidip bir bakmak istedim.
Çocukluk anılarımdan bir şey daha yıkılıyor diye düşünürken, hiç beklemediğim bir şey oldu.
Çocukluk arkadaşımı gördüm.
Gerçi önce göremedim.
Daha doğrusu gördüm ama tanıyamadım.
Bu arada spora da başladım.
Sinirlerimi artık tweet atarak değil, ter atarak boşaltayım diye düşündüm.
Fakat nasıl bir ağırlık çalıştıysak iki gündür perişanım.
Daha da kötüye gidiyorum.
Hastayım bildiğiniz.
Yürüyemiyorum.
Bacaklarım basmıyor.
Ama haber haberdir.
O halde gittim.
Sakat bacaklarla yıkım alanına doğru yürümeye çalışırken, Tozman Çarşısı’nın yıkımını izliyordum.
O sırada yanıma biri yaklaştı.
“Haber çekmeye mi geldin?” dedi.
Ben de içimden, “Şimdi biri çıkacak, ‘Hanımefendi çekmeyin’ falan diyecek” diye geçiriyorum.
Zaten rahatsızım, çok da üstelemem. “İyi tamam, giderim” diye düşünmeye başladım.
“Evet, evet… İhbar geldi de bir bakayım dedim” dedim.
Ben hâlâ sizli bizli konuşuyorum.
Adam bir süre yüzüme baktı.
“Tanımadın mı beni?” dedi.
“Ay valla çıkaramadım” dedim.
Bazen bizi tanıyan çok oluyor.
Biz simaları unutuyoruz.
“Ben Fatih” dedi.
“İlkokuldan…”
Ben hâlâ duymuyorum.
O kadar ağrım var ki!
Yemin ederim, büyük ihtimalle içinden “Bu kadına ne olmuş? Hem kulakları duymuyor hem sakat kalmış” diye geçiriyordur.
Sonra…
“Fatih Çetin” deyince gözlerim çıldı.
“Aaa! Fatih, sen misin?”
“Sen mi yıkıyorsun?” dedim.
“Benim araç” dedi.
Meğer çocukluk arkadaşım yıllar sonra karşıma çıkmış, hem de Tozman Çarşısı’nı yıkan aracın başında!
O esnada gidip videoyu çektim.
Dönerken de bağırdım:
Başlığı buldum! Tarihi binayı çocukluk arkadaşım Fatih Çetin yıktı!”
Güldük.
Ama işin aslı gülüp geçilecek gibi değildi.
Fatih Sultan Mehmet İlkokuluna gittim.
Şimdiki adıyla Günay Kanatlı…
Fatih ön sıramda otururdu.
Çocukluğumun karelerinden biriydi.
Zaman zaman yıllar içinde karşılaştığımız da olmuştu.
Ama bu kez tanıyamadım.
Buna üzüldüm.
Çok daha fazla şeye üzüldüm aslında.
Hafızamdan çıkan o kadar çok çocukluk karesi var ki…
İnsan bazen yaş almanın ne demek olduğunu böyle anlıyor.
Bir bina yıkılıyor.
Ama aslında sadece bina yıkılmıyor.
Bir dönem yıkılıyor.
Bir anı gidiyor.
Bir sokak, bir dükkân, bir okul sırası, bir arkadaşın yüzü…
Hepsi zamanın içinde yavaş yavaş siliniyor.
Ve insan bir gün çocukluk arkadaşını karşında görünce fark ediyor bunu.
Benim çocukluk arkadaşım tarihi binayı yıktı anlayacağınız.
Hayat ne garip…
O, yıllar sonra karşıma çıkan çocukluk arkadaşım olarak duruyordu.
Ben ise sakat bacaklarla haber çekmeye çalışıyordum.
Üstelik onu tanıyamamıştım.
Sonra ben sakat bacaklarımla evin yolunu tuttum.
Fatih de muhtemelen arkamdan bakıp aynı şeyi düşündü:
“Yıllar bu kadına hiç yaramamış!”
Haklı olabilir.
Ama en azından haber çıktı.
Tozman Çarşısı yıkıldı.
Bir de benim çocukluğumdan bir parça daha…