Eskişehirspor Perşembe akşamı Play-off yarı final serisi ilk maçını deplasmanda Giresunspor ile oynadı. Giresun gibi ne yaptığını bilen bir takımla hem de deplasmanda oynarken sakin kalabilmek, geri düştüğünüzde panik yapmadan rakibin vereceği açıkları sabırla bekleyip değerlendirmek her futbolcunun veya takımın işi değil. Maçı izlerken özellikle Yücel İldiz gibi TFF 1. Lig’in çok tecrübeli bir isminin ne kadar telaşlı, ne kadar panik içerisinde olduğunu maçın tekrarını izleyenler iyiden iyiye incelesinler.

Daha önce yazdım Giresun öyle yabana atılacak bir takım değil. Güçlü, dirençli bir futbol oynuyor. Hele sahasında öyle kolay teslim alınacak takım hiç değil. O sebeple sahada sakin kalıp, rakibi hataya zorlayan bu arada kendi eksiklerini göre göre kalesinde goller görmesine rağmen panik yapmayan Eskişehirsporlu futbolcular aslında zoru başardılar. Hürriyet, Erkan, bireysel hatalarına rağmen Uğur İnceman tecrübelerini sahaya yansıtırken , yine sağda Kamil Ahmet, solda Tarık Çamdal, kalede Boffin gibi isimlere savunmada Hakan Çinemre, orta alanda Dorukhan ve H. Hüseyin, forvette ise Ofoedu ve Bruno Mezenga  aslında önemli katkılar yaptılar. Hiç kimse karamsarlığa kapılmasın ve özellikle de alınan sonucu küçümsemesin…

+++

 TARAFTAR NEYMİŞ GÖRDÜLER…

Giresunspor’u veya taraftarını asla küçümsemiyorum. Ancak play-off yarı finali gibi çok önemli bir maçta taraftar tribünlerini tam olarak dolduramıyorsa ve bu çok önemli maçı toplam, hepi topu toplam 5 Bin 793 biletli taraftar izliyorsa varın gerisini siz hesap edin.

Eskişehir’de 35 Bin kişilik stadı dolduranlara bu şartlarda ne denir? Giresun gibi Türkiye’nin en uzak deplasmanlarından biri olan yerde o resmi verilere göre açıklanan taraftarın önemli bir bölümünü Eskişehirspor taraftarı oluşturuyorsa herkes ‘taraftar neymiş görsünler’ derim.

Bir çift sözümde futbolculara bu taraftarın fedakarlığını görün ve kalan iki maçta dişinizi sıkın, onları dünyanın en mutlu insanları olarak 4 Haziran gecesi evlerine gönderin… Şimdiden söyleyeyim hiçbir mazeretiniz yok.

+++

‘HASTA ÇORBASI TASTA’

 Ramazan denildiğinde  hafızam beni çocukluğuma götürür. Çocukluğumun Ramazanlarında yaşadığım o keyifli günlere. Henüz köylerin hatta ilçelerin elektrikle tanışmadıkları günlere giderim. Ocak başında ısındığımız ve ocak başında yanan çıralarla , kandiller ile, gazyağı lambaları ile aydınlandığımız günlere, akşam ezanı okunduğunda sesimizi evlere duyurup insanların oruçlarını açmaları için çağrı yapmak için ‘hasta çorbası tasta, ezan okundu çorba döküldü’ tekerlemelerini bağırdığımız günlere giderim. Hele o  kimi kerpiç, kimi tuğla, kimi ahşap evlerin sütlüklerinden (bugünkü mutfak)lardan  sokağa yayılan mis gibi tarhana çorbası kokularının hafızamızdaki yeri bir başkadır. Davul yerine gazyağı tenekelerinin çalındığı, manilerin okunduğu sahur zamanlarına götürür her ramazan ayı beni. Yardımlaşmanın daha samimi olduğu, dostlukların baki, komşulukların kavi kavi yaşandığı, sevginin ve saygının zirveye çıktığı zamanlar gerçekten bir başkaydı…

 Yeniden Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun…