Ramazan Ayı geldi… Hoş geldi.

Dileriz ki, hayırlara vesile olur.

Dileriz ki, Ramazan Ayı’nın anlamı yalnızca dillendirilmekle kalmaz, yaşama da geçirilir.

Bu konuda ümitleri yeşertecek en küçük bir işaret yok.

Öyle olsa da diliyoruz işte…

Ülkenin ve insanlarının barış, sevgi ve kardeşliğe fazlasıyla gereksinimi var.

Ramazan Ayı’nın başlamasıyla birlikte iftar sofraları da kurulmaya başladı.

Daha önceki yıllarda da hemen her Ramazan Ayı’nda dile getirdik.

Nedense pek dikkate alınmadılar.

Varsın öyle olsun…

Bir kez daha dile getirelim…

Belki bu kez bir işe yarar.

İftar sofrası kuranlar belli…

Listenin başında meslek odaları yer alıyor.

Davetlileri de belli…

Hepsini sıralamaya gerek yok.

“Kentin protokol listesinde yer alanlar” dense olur.

İftar sofrasını kuran hangi kurum olursa olsun değişmez davetliler.

Her davete uysalar Ramazan Ayı boyunca evlerinde iftar açmazlar.

Aralarında kimlerin oruç tutup tutmadığını bilemiyoruz.

Tutanı da var tutmayanı da…

“Yok, yoksul” değiller.

Kendi olanaklarıyla da iftar sofrası kurabilecek durumdalar.

Aralarında “iftar daveti” bekleyenler var mıdır bilemeyiz.

Ancak davete canı gönülden katılanların sayısı çok az…

Büyük bölümü “görev icabı” katılır gibi…

“Görev icabı” ya da “ayıp olur” düşüncesiyle katılanların çoğunlukta olduğu bir iftar sofrası anlamına uygun olur mu?

Elbette ki hayır…

Öyle koyu sohbetlerin yapıldığı falan yok.

Sunulan yiyecekler yeniliyor, içecekler içiliyor, sonra da “Allah kabul etsin” denilip gidiliyor.

Diğer toplu yemek davetlerinden tek farkı var.

O da bir hafız tarafından dua okunması…

Başkaca bir farkı yok.

“İftar sofrası” deyip geçmeyin.

Maliyeti az değil…

Yiyecek konusunda abartı söz konusu…

Hazırlanan masalarda “yok” yok.

Zeytinden hurmaya, zeytinyağlı yiyeceklerden reçel çeşitlerine, börek çeşitlerinden pastırmaya kadar akla gelen ne kadar yiyecek varsa hepsi masada…

Elbette ki çorba servisi, “ana yemek” ve tatlı da var.

“Kuş sütü eksik” dense yeridir.

Böylesi bir sofranın kişi başına düşen maliyeti oldukça yüksek…

Dahası masaya konulanlar keşke yenseler.

Ne gezer?

Masaya konulan yiyecekler arasında tamamen bitirileni yok.

Tamamen bitirilmeleri şöyle dursun aralarında hiç el sürülmeyenleri bile oluyor.

Konuldukları gibi kaldırılıyorlar.

Ciddi bir “yiyecek israfı” söz konusu…

O yiyecekleri bulan var bulamayan da…

Onca yiyeceğin çöpe atılması yazık değil mi, günah değil mi?

Ülkenin hali ortada…

Gıda fiyatları aldı başını gidiyor.

Dahası çoğu gıdada “ithalatçı ülke” konumundayız.

Ülke bu haldeyken böylesi israf olacak şey değil…

Daha önceki yıllarda da dile getirdik.

Amaç “zengin iftar sofrası ile hava atmak” değil de Ramazan Ayı’nın anlamına uygun bir etkinlik yapmaksa yapılacak çok şey var.

İşbirliği yapılarak iftar çadırları oluşturulabilir.

Lüks restoranlar yerine huzurevleri, yetiştirme yurtları gibi kurumlarda mütevazi iftar sofraları kurulabilir.

Büyükşehir Belediyesi organize etmese de toplu iftarlar organize eden belediyeler var.

Onların organize ettikleri toplu iftarlara sponsor olunabilir… Sponsorluk yapılan iftar sofralarında vatandaşlarla birlikte iftar yapılabilir.

Yapılacak daha hayırlı başka işler de bulunabilir.

Başlangıçta da belirttik.

Hemen her Ramazan Ayı’nda benzeri bir yazı yazıyoruz.

Gösterişli iftar sofraları kurup yiyecek israfına yol açmayın diyoruz.

Bugüne kadar dediklerimiz bir işe yaramadı.

“Gelenek” denilerek gösterişli iftar sofraları kuruldu.

Bu yıl bir kez daha uyarıda bulunduk.

İşe yarar mı?

Bu konuda pek ümidimiz yok.

Ama biz yine de “görevimizi yapalım” dedik.