Eskişehir’de trafik sorunu var mı?

Sormak bile yanlış… Elbette ki var. Üstelik de çok büyük boyutlarda…

“Kent içi trafik içinden çıkılmaz halde” dense olur.

Aksini söylemek olanaksız…

Söyleyen de yok zaten…

“İşin başında” bulunanlar da kabullenmiş durumdalar.

Kabullenmesine kabulleniyorlar da onlar için yalnızca “kabullenmek” yeterli değil…

“Çözüm üretmek” ile yükümlüler.

Ne yazık ki, yükümlülüklerini yerine getirdikleri söylenemez.

Yıllarca “bu sorun çözülemez” deyip durdular.

“Gökten melekler inse bile bu sorunu çözemez” dedikleri de oldu.

Son aylarda biraz tavır değiştirmiş durumdalar.

“Çalıştay” bile düzenlediler.

Tavırları değişse de soruna yaklaşımları aynı…

Aynaya baktıkları hiç yok.

Sorunun kaynağı olarak yalnızca “araç sayısındaki artışı” görüyorlar… Göstermeye çalışıyorlar.

“Çözüm” olarak dillendirdikleri de bu yaklaşım doğrultusunda…

“Kent merkezine araç girişi yasaklanmalı” falan diyorlar.

Demesine diyorlar da dediklerinin yaratacağı sorunları hiç düşünmüyorlar bile…

“Kent merkezi” olarak tanımlanabilecek bölge belli…

Dört, beş cadde ile çevrelenmiş bir alan…

Trafiğin en yoğun olduğu, sıkça tıkandığı caddeler de onlar.

“Araçla giriş yasağı” nereden başlayacak?

O caddelerden başlarsa kent içi ulaşım nasıl sağlanacak?

Ve benzeri bin bir soru…

“Yanıt” olabilecek tek söz yok.

Yasakla birlikte yapılan bir öneri var.

“Toplu taşım araçlarının kullanılması…”

“Beylik öneri” dense olur.

Her şey bir yana dursun… Bu öneri yerine getirilebilir mi?

Soruyu yanıtlamak için toplu taşım araçlarının, öncelikle de tramvayların haline bakmak gerekir.

Bakıldığında karşılaşılan tablo ortada…

“İç açıcı değil” demek yanlış olmaz.

Kara kışın bastırması, özellikle de yoğun kar yağışından sonra tablo daha da “iç karartıcı” hale geldi.

Çok net olarak görülüyor.

Defalarca dile getirildi.

Son olarak da Demokrat Parti İl Başkanı Nazım Dölekçekiç tarafından ortaya konuldu.

“Bazı hatlarda çalışan tramvaylar tıka basa dolu. Vatandaşlar balık istifi bir halde yolculuk yapıyorlar. Duraklarda bekleyen vatandaşlar ilk gelen tramvaya binemiyorlar.

Bütün tramvaylar da Köprübaşı’ndan geçiyorlar. Birisi durağa girdiği zaman arkasındaki ikinci, hatta üçüncü tramvay bile bekliyor. Bu da kalabalıktan ileri geliyor.”

Tespitler böyle…

Hepsi doğru…

İtiraz etmek olanaksız…

Tespitlerle birlikte ortaya konulan yanlışlıklar da var.

“Tramvaylar yeterli olmadığı gibi planlamada da yanlışlıklar var. SSK’dan sonra Çamlıca ve Batıkent’e sefer yapan tramvaylar boş gidip boş geliyorlar. Buna karşılık SSK’da birden yolcu yoğunluğu oluşuyor. O duraktan otogara kadar tıka basa dolu olarak gidip geliyorlar. Sonraki duruklarda tramvaya binmek çok zor oluyor. Tramvay hatların uzatılması sırasında planlamanın doğru yapılmadığı net olarak görülüyor.

Tüm tramvayların Köprübaşı’ndan geçiyor olması da trafiğe büyük sekte vuruyor.

Yapılan yanlış planlama nedeniyle hem vatandaşların rahat yolculuk yapması sağlanamıyor hem de şehir içi trafiğe büyük sekte vuruluyor.”

“Yanlış” dedikleri de böyle…

Bunlara itiraz etmek de olanaksız…

Söyledikleri herkesin gördüğü gerçekler.

Herkes görüyor da “işin başında” bulunanlar bir türlü görmüyor.

Aslında görüyorlar da “yanlışı kabul etmek” gibi bir huyları olmadığı için görmezden geliyorlar.

Neyse…

Kent içi trafiğin hali ortada…

Toplu taşımacılıktaki tablo da gözler önünde…

Durum böyle iken “toplu taşıma araçlarının kullanılması” kent içi trafik sorununa çözüm olabilir mi?

Elbette ki hayır.

Trafik sorununa çözüm olamadığı gibi zaten var olan ulaşım sorununu daha da büyük boyutlara ulaştırır.