Arkadaşlar ile zaman zaman ayaküstü sohbet ediyoruz. Bazen ister istemez insan eskilere gidiveriyor. Yine öyle oldu… Cep telefonu muhabbetinden başladık, televizyonsuz, televizyonlu, tek kanallı televizyondan çok kanallı televizyonlara kadar gidip geldik.
Hani bir zamanlar siyah beyaz ve sadece TRT yayınının olduğu televizyon kanalımız vardı ya… Gece saat 12.00’da bir ses gelir. Sonra ortaya bir görüntü çıkar Tören Kıtası rap rap diye gelir, Anıtkabir’de Göndere bayrak çekilir ve İstiklal Marşı çalmaya başlar ve İstiklal Marşı’nın bitiminde yuvarlak bir saat sonra da “dıııtttt” diye rahatsız edici bir ses. Hatırlatalım ilk 24 saat canlı TV yayını 1. Bush Harekatı diye bilinen Saddam’ın Kuveyt’i işgali ve Kuveyt’ten çıkarılması savaşı sırasında cepheden yapılan yayınların olduğu dönemdi. Hep birlikte sabaha kadar canlı savaş sahnelerini izlediğimiz günler…
Şimdilerde artık renkli, çok çeşitli ve özel kanallarında yayın yaptığı, nerede ise her gurubun, her yaş gurubunun kendine has izleyicilerin bulunduğu, her ilde birkaç kanalın yayın yaptığı günlere geldik.
+++
ARTIK DÜNYA CEBİMİZDE
Onu geçtik bir telefon görüşmesi için PTT’ye kayıt yaptırıp saatlerce telefon bağlantısı beklediğimiz günlerden, artık dünyanın her yerinden görüntülü cep telefonuyla anında görüşme yapabildiğimiz günlere ulaştık. Televizyonların yerini cebimizdeki telefonların aldığı zamanlardayız. Daha ötekileri saymıyorum bile… Yani dünyayı küçültüp cebimize koyduğumuz günlere öyle çok uzun zamanda gelmedik. Türkiye 1980’lerden sonra son 30 yılda bu trendi yakaladı. Bir insan ömrünün yarısı kadar bir zamana neler sığdırmışız neler… Komşu penceresinden sesini duymadığımız siyah beyaz dizi seyretme döneminden, evimize sabit bir telefon alabilmek için gösterdiğimiz uzun ve yorucu çabalardan bugünlere… Hele bizim kuşak…Gaz lambasından elektriğe,bataryalı radyolardan pilli radyolara, televizyonlara uzanan çizgide neler yaşadı neler…
+++
DEĞİŞİME AÇIK OLMAK…
Yani değişen, dönüşen ve gelişime açık bir dünyada insan geçmişe yolculuk yaptığında bugün yaşadıklarımızı daha iyi anlayabiliyor. Yukarıdaki hızlı değişim sürecini bugünün kuşaklarının anlaması belki de hiç mümkün değildir. Çünkü onlar internetle, cep telefonu ile doğmuş kuşaklar.
Düşünün 80 milyonluk bir ülkede nerede ise sayın Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı’nın verdiği bilgilere göre söylüyorum internet nimetinden yararlanmayan sadece 1 milyon 400 bin civarında insanımız kalmış. Onlarında internet ulaşımını sağlamak için ucuz internet kampanyası düzenlenmesi planlanıyormuş. Bu kadar hızlı değişimi ve dönüşümü açık toplum olmaktan öte bir şeyle açıklamak biraz zor bir şey olsa gerek..
İleriyi gören, yarınlara umut bağlayanlar, milletini seven, geçmişine saygıyla yaklaşanlar ancak böyle hızlı bir değişimi gerçekleştirebilirler.
Gaz lambasından dünyayı avucunun içine alan bir topluma gelmişiz. Gerçekten çok önemli ve değerli gelişimin ipuçlarının iyi yakalanması gerekiyor…