Korona virüs iyice azgınlaştı.

Alabildiğine de yaygınlaşmış durumda…

Ulaşmadığı en küçük yerleşim birimi yok.

Tüm Türkiye’de insanların yaşamını tehdit ediyor.

Ne yazık ki, Eskişehir’deki tehlike Türkiye genelindekinden daha büyük…

Salgının ilk döneminde “az riskli iller” arasında yer alan Eskişehir, artık “en riskli iller” arasında yer alıyor.

Durum gerçekten çok vahim…

Onun içindir ki, yeni önlemler alındı.

Haziran ayında başlatılan “kontrollü sosyal yaşam” dönemi noktalandırdı.

Günlük yaşama getirilen kısıtlamalar var.

Elbette ki, yaratacağı ciddi sıkıntılar olacak.

Ancak, bu büyük bela ile baş etmenin başkaca bir yolu da yok.

Umarız bu yeni önlemler, azgınlaşan virüsü dizginleyebilir.

Bu konuda herkese büyük görev ve sorumluluk düşüyor.

Birey olarak yapılması gerekenler belli…

En önemlisi de kuşkusuz “maske, sosyal mesafe ve temizlik”…

Sürekli dillendiriliyor.

Artık duymayan da bilmeyen de yok.

Bilinmesine biliniyor da, ne yazık ki hala uygulanmadığı oluyor.

Dedik ya, bu virüsün şakası yok.

Artık, yapılması gerekenlerin eksiksiz olarak yapılması şart…

Evet…

Korona virüsle mücadelede bireysel dikkat son derece önemli…

Ancak, tek başına yeterli değil…

Kamu kurum ve kuruluşları tarafından da “uyarı da bulunmak” dışında yapılması gerekenler var.

Bu konuda ki eksiklikler ciddi sıkıntı yaratıyor.

Yeni önlemlerin uygulamaya konulduğu bir dönemde, tramvaylarda oluşan tablo karşısında endişelenmemek elde değil…

Hafta sonu “kısmi sokağa çıkma yasağı” uygulandı.

Uygulamanın sabahında mesai başlarken tramvaylarda yine “sosyal mesafe” diye bir şey kalmadı.

Tramvaya binenler “omuz omuza” denilebilecek şekilde yolculuk yapmak durumunda kaldılar.

Tamam… Tramvaylar ve diğer toplu taşıma araçları için konulmuş kurullar var.

Kağıt üzerinde yolcu sayası sınırlandırılmış durumda…

Ha bire “vatandaşlar kurallara uysun” deniliyor.

Denilmesine deniliyor da, “kuralları çiğnemek” dışında bir seçenek bırakılmıyor.

Memuruyla, işçisiyle tüm çalışanlar sabah işe gitmek zorundalar.

Çoğu bölgede tramvay dışında bir seçenek yok.

Ya taksi tutacaklar ya da yürüyecekler.

İkisini de yapmak o kadar kolay değil…

Onun için tramvaylara akın oluyor.

Mesaiye başlama saatleri de aynı…

Öyle olunca da tramvaylarda “sosyal mesafe” diye bir şey kalmıyor.

İnsanlar böyle seçeneksiz bırakılırsa kalmaz da…

Artık “uyarıda bulunmak” ve “kurallara uyun” demek dışında çözüm bulmak gerek…

“Çözüm” denilince akla gelenler var.

Mesai saatleri yeniden düzenlenebilir.

Bugüne kadar çok söylendi ama nedense yapılmadı.

Yolcu yoğunluğunun oluştuğu saatler belli… O saatlerde tramvay seferleri sıklaştırılamaz mı?

Biliyoruz… Tramvay seferleri sıklaştığında, araç trafiğinde büyük tıkanmalar yaşanabilir.

Ancak “riskli yolculuk” yerine “trafiğin sıkışması” göze alınabilir.

Okullarda yüz yüze eğitime ara verildi.

Beraberinde öğrenci servisleri de boşa çıktı.

Çok sayıda minibüs garajlarda bekliyor.

Büyükşehir Belediyesi, bu minibüslerin kent içi ulaşımda değerlendirilmesi için bir organizasyon yapamaz mı?

Tramvay dışında seçenek olmayan güzergahlarda yapabilir.

Elbette ki isterse…

Böylesi bir organizasyon yapıldığında, tramvaylardaki “riskli yolculuk” önemli ölçüde önlenir.

Ayrıca öğrenci servisi yaparak geçimini sağlayan esnaf da biraz olsun nefes alabilir.

“Çözüm” denilince hemen akla gelenler böyle…

Ciddi biçimde kafa yorulduğunda başka çareler de bulunabilir.

Bulunmalıdır da…

Dedik ya… Yalnızca uyarıda bulunmak, “kurallara uyun” demek yetmiyor.

İnsanları çaresizlik içerisinde “kuralları çiğnemek zorunda bırakmamak” gerekir.

Evet beyler…

Yalnızca uyarıda bulunmakla yetinmeyin… Vatandaşın sorununa somut çözüm bulun.