Su her şeyi yener. Çünkü her şeye uyum sağlar. Sıvı, katı ya da gaz olabilir. Yumuşak veya sert, eğilmez veya elastik olabilir. Su yavaş akabilir, yuvarlanabilir, bir engelden kaçabilir ya da onunla şiddetle çarpışabilir. Yağabilir veya sıçrayabilir. Su, stratejik olarak farklı koşullara uyum sağlama yeteneğiyle, değişimin doğal benzeşimidir.

Wu Wei Tao felsefesi.

Doğanın içindeki suyu izlediler, dağlardan akan suları, nehirleri, ırmakları, çağlayanları, durgun suları, çamurlu surları… Hepsini.  Ve suyun içindeki terbiye ve disiplini. Anladılar. Böylece hayatın içinde de kullanmaya başladılar.

Suda dirençsiz bir çözüm buldular. Su her zaman yolunu bulur ve hep kendi yolundan gider.Doğasında zorlama yoktur.”Her şeyi yener, çünkü her şeye uyum sağlar. Sıvı katı ve gaz halinde olabilir. Hem yumuşaktır hem serttir. Eğilmez, bükülmez, kırılmaz. Yavaş akabilir, yuvarlanabilir, bir engelden kaçabilir, onunla şiddetle çarpışabilir ya da etrafından süzülüp akmaya devam edebilir. Yağabilir, sıçrayabilir. Her koşulla uyum içindedir. Uyumun içindeki çözümdür. Çünkü hep akışkandır. “

Su hep yenilenir, tazelenir, değişir…

Sakin insan başkalaşmak peşinde değildir, o uyumun içindeki çözümün derdindedir.

Uyum doğanın temel prensiplerindendir.Doğayla uyumlanan hayatta kalır.Elbette kolay bir iş değildir uyumlanmak. Bilgi ister, zaman ister, sakinlik ister, anlayış ister, emek ister.

Kikazaru: Kulağını kötüye kapat. Çünkü kulaktan giren her şey bilgi değildir, bazıları zehirdir.

Mizaru: Kötüyü görme, kabul etme, izleme. Her şeyi görmek zorunda değilsin, kötü olandan kendini sakınmasını bil.

Iwazaru: Kötülüğün yayılmamasını ve yayılarak başkalarına bulaşmamasını ifade eder. Söyleyecek iyi bir şeyin yoksa kötü de söyleme.

Bu ilkenin kökeninde ise Konfüçyüs’ün davranış kuralları ve aritmetiği vardır. Konfüçyüs’ün “Uygun olmayana bakma, uygun olmayanı dinleme, uygun olmayanı konuşma, uygun olmayan şekilde hareket etme” sözlerine dayanıyor.

Peki, “İncecik bir kitaba, tarihin en büyük acılarını sığdırmak mümkün müdür?”

Avusturyalı Yazar Stefan Zweig…

1942 yılında kaleme aldığı eser Satranç…

“ Sembolik ve özlü anlatımıyla II. Dünya Savaşı’nın tüm yıkıcılığını dile getiriyor.  Öyle ki iş artık, satrançtan ziyade savaşın acı bir temsiline dönüşüyor.”

Yük bindirmeyenler yük taşırken, yük taşıyanlar yük bindirmez. Taşıdığını iddia edenler yük taşımaz. Taşıyanlar iddia etmez. Garip bir hayat.

Doğruyla yanlışın birbirine girdiği fakat aslı belli olan. Oldukça karmaşık bir hayat.

İyi bir satranççının bir düşünce ustası olmasının en büyük nedeni neredeyse hayatın her alanında entrika olmasıdır.

Tehlikelere karşı doğru bir mekanizma geliştirebilir ve bir ruhun düşünce sistemini attığı her adımdan öngörebilirsen, o suyu zamanında  ulaştırabilir belki de bir hayat kurtarabilirsin. Satranç, satranç bakınız sadece bir oyun değildir. Hayattır da aslında. Bir bilinçtir satranç. Bu hayattaki en önemli eğitim biçimlerinden biridir. Bir çözümdür satranç.  Çocukların, gençlerin, yetişkinlerin ve dahası tüm insanlığın ihtiyacı olan şeydir.  Neredeyse her yerde ve her şeyde bir satranç vardır. Bir aritmetik. Bir aksama. Bir çözüm.

Bilimci der ki:

“Satranç hayat gibidir. Süresi belli olmayan bir oyun. Ve bu oyunun ne zaman biteceğini bilemezsiniz. Her zaman ilerleyemezsiniz, bazen geri adım atmak gerekir. Ama her adımınızda düşünmelisiniz. Hedefinize ulaşmanın tek bir yolu yoktur. Farklı şeyler deneyebilirsiniz. Yılmadan, usanmadan, sıkılmadan tekrar tekrar denemelisiniz. Çünkü hayattaki gibi olasılıklar sonsuzdur. Her taşın kendine göre bir konumu ve önemi vardır. Tıpkı gerçek hayatta hiçbir insanın önemsiz olmaması gibi, satranç tahtasında da hiçbir taş önemsiz değildir. Bir piyonun bile vezir olma potansiyeli vardır. Satranç oyuncusu aynı anda hem besteci hem de müzisyendir. Yaratıcı olmak zorundadır. Yaptığınız her hamlenin bir sonucu vardır ve bu sonuca katlanmak zorundasınızdır. Bu yönüyle baktığınızda aslında dünyanın belki de en stresli oyunlarından biridir. Ünlü oyuncu Kasparov’un deyimiyle aklın işkencesi. Çünkü konsantrasyon gerektirir. Bu devirde belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz özellik. Katlanabilme gücü. Bakmayın siz buraların böyle bembeyaz olduğuna. Gerçek hayat satranç tahtasındaki gibi sadece siyah ve beyazlardan ibaret değil. Aralarda grinin yüzlerce binlerce tonu var. Ama yine de bir oyun. Dünya hayatı bir oyundan bir eğlenceden başka bir şey değil. Ama satrançtan çok daha karmaşık bir oyun.”

 

GÜNÜN SÖZÜ:

‘Su akarsa nehir, düşerse şelale, durursa göl olur.’