Önceki öğlen saatlerinden itibaren şehir efsanesi dolanmaya başladı. Yok bir beyaz araç dolaşıyormuş, arkasında uzun namlusu silahlar varmış, bunun üstünü örtmüşler vesaire vesaire, bir de sel kaydı dolaşımı kısa sürede nerede ise pek çok kişinin cep telefon kayıtlarına düşmüş. Sonra bir alışveriş merkezi üzerinden yapılan sahte ihbar güvenlik güçlerini harekete geçirmiş. AVM boşaltılmış, ambulanslar bölgeye sevk edilmiş… Bir anda korku filmi gibi insanlar panik içerisinde. Terörün tam da istediği bu değil mi? “Korku, endişe, panik ve sonunda kaos…” İşte buna teslim olmamak gerek…
Ancak bir gün aslı çıkmayan ihbar, ertesi gün gerçek olur mu? Toplumun korkusu da bundan kaynaklanıyor. Sosyal medya üzerinden bu korkuyu yaymak virüsü yaymaktan daha kolay. Burada yapılması gereken şey dikkatli tedbirli ve güvenli yaklaşmak… İhmal etmek değil elbette. Her şeyin üzerine gitmek gerek… Ancak paniğe, korkuya ve endişeye kapılmadan sükunetle yaklaşmalıyız gelişmelere. Şükür ki bir devletimiz, güvenlik güçlerimiz ve vatanımız, bayrağımız var. Terörü ancak böyle silebiliriz. Korkunun ecele hiç bir faydası yoktur. Tedbir de takdiri bozmaz, bütün kainat bir araya gelse kaderde yoksa Allah’ın verdiği canı kimse alamaz. Onun için herkes sakin olmalı gerçekten duyulan görülen ve bilinen konularda yardımcı olunmalı…
+++
HELAL SANA DELİKANLI
Geçtiğimiz gün “yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı” başlığıyla yazdığım yazıda Şehir’de köpek besleme imkanı olmadığı için köye götürdüğü köpeğine 50 dakikada bir çalışan yemleme makinesi yapan Enescan Yaldız gibi gençlerimizin değerinin bilinmesi ve yardımcı olunması, sahip çıkılması gerektiğini yazmıştım.
Enescan’dan bir mesaj aldım. Diyor ki Enescan, “Mehmet abi iyi günler. Yaptığım “yemleme makinesiyle” ilgili yazınızı okudum. Sizden bu yazıyı okumak, duymak benim için onur verici. Sizin bu haberi fark etmeniz benim için çok önemli bir şey. Sizlere çok teşekkür ederim. Başka projeler ile inşallah karşınıza çıkacağım!”
Ben de diyorum ki, “Bak Enescan kardeşim. Senin alnından öpüyorum. Asıl senin gibi çalışkan, yürekli gençlerimizin varlığı bizim için gurur duyulacak şeydir. Gücümüzün yettiği, imkanlarımızın elverdiği ölçüde sana destek olabilirsek biz kendimizi mutlu hissedeceğiz!”
+++
CAMİNİN MUMUNU KİM YEDİ?
Halk arasında bir deyimdir: “Caminin mumunu yiyen kedinin gözü kör olur!” Tam da buna uygun bir olay yaşadık geçtiğimiz gün. Utanmaz iki adam Reşadiye Camii’nin musluklarını ve kapı kollarını söküp çalıp gitmişler. Bu nasıl ahlaksızlıktır, nasıl utanmazlıktır, nasıl aymazlıktır. Reşadiye Camii henüz çok eski bir cami değil bu bir. İkincisi çaldığınız o musluklar tarihi ve otantik hiçbir özelliğe sahip değil. Eliniz nasıl gitti de bunları söküp aldınız nerenize koyacaksınız onları? Bu kadar mı gözünüz döndü aymazlar… O musluklar, o kapının kolları bir gün bir tarafınıza kaçarda sizi hiç kimse kurtaramaz ilahi adaletten… Eee ortaya çıkın bakalım caminin mumunu yiyen kedi bile olamayacak zavallılar.
Not: Kedilerin bile kendine göre güzelliği ve bir asaleti vardır da… Maksadımız kedilere hakaret etmek değil.