‘Elinden alırlar, üzülme derler.
Çiğnerler dikkat et, ezilme derler.
Her şeyi bozarlar, bozulma derler.
Dünya arsızların cenneti olmuş…’
“Kimlerden uzak durman gerektiğini bilirsen, geriye yakın durabileceğin insanlar kalır tabii… Neyse ki onların da sayıları az değil…
Sakinlik felsefesinin en önemli konularından biri de etrafımızdaki insanlar… Kimi daha da hızlanmamıza, stresle ve kaygıyla dolmamıza neden olur, kimi besler, yavaşlatır, destekler, ilham verir, rehber olur.
Dinlediğin müzikte, okuduğun kitapta, izlediğin filmde bile hız tuzağına düşmemek, zaman ve enerji kaybetmemek için seçici ve sağduyulu olman gerekirken hayatına uzun ya da kısa vadeli ilişkiler kurmak üzere girip çıkanlar konusunda elbette dikkatsiz ve özensiz davranamazsın.
Seni yoran, enerjinden çalan, sürekli çaba göstermek zorunda olduğun, seni fedakarlığa zorlayan, sinirini bozan, canını sıkan, güvenini sarsan, emin olamadığın, huzursuz hissettiğin, içinin rahat olmadığı insanları hayatında tutmanın hiçbir anlamı yok.
Korkma, yalnız kalmazsın. Ayrıca bu tip insanlarla yaşayacağın kalabalık bir hayat yerine bir iki değerli insanla sakin, yavaş ama verimli ve ilham dolu bir yaşam sürebilirsin. Sakin ve sağlıklı bir hayat istiyorsan etrafındaki insanları da arzuladığın bu hayata göre konumlandırmalısın. Herkesin bir yeri ve sınırı olmalı elbette… Yaşamının kimler tarafından ne şekilde istila edildiğine dikkat et. Aldığın kararlarda, attığın adımlarda kimlerin ne kadar etkisi var üzerinde?
Unutma ki önemsiz karar yoktur. Akşam yemeğinde ne yiyeceğine karar vermekle, hangi yolda hayatına devam etmek istediğine karar vermek arasında çok fark yok… Biri diğerinden daha az önemli bir karar değil… Bir tanesinde bile maniple ediliyorsan, hayatındaki insanların sınırlarını ve yerlerini yeniden belirlemen gerekiyordur.
Seni istemediğin şeylere zorlayanların listesini hemen yapmalısın. Kırmamak için özellikle emek harcadıkların, fedakarlık ettiklerin, sana saygı duymayanlar, sınırlarını ihlal etmekte beis göremeyenlerdir. Bakınız. Ne kadar gerçek olduklarının bir önemi var.
Sükunet düşmanlarının tuzağına düşmemek önemli tabii… Ne olduklarını hatırlarsak, engellemekte mümkün olur.”
Su gibi ol. Kalbine güven. Ruhuna fırsat ver… Kendin gibi ol. Sadeleş… Sakinleş”
‘Bazen bırakmak, asılmaktan veya kendini savunmaktan çok daha güçlü bir davranıştır.’
George Orwell’ın da dediği gibi:
“Cahillik Güçtür..”
Kötülük, kaçınılmaz olarak gücü içerir.
Gücü içermediği takdirde kötülük, aciz bir fesatlıktan başka bir şey değildir.
Sonuç olarak kötü insan, iyi insandan daha güçlüdür. Uygarlık tarihi bunun örnekleriyle doludur.
Cahil insanın sesi, bilge insandan daha çok ve daha yüksek çıkar. Cahilin sözü bilgeninkinden daha çok duyulur.
Cahil insan, bilge insana hakim olduğunda felaket ve adaletsizlik kaçınılmaz olur.
Ama kötülük ve iyiliğin, cahillik ve bilgeliğin, karanlık ve aydınlığın, siyah ve beyazın mücadelesi her zaman devam eder.
Hayat akarken, iyilik ve kötülük hikayesi hep olacak. İyi mi – kötü mü olacağımıza, bilgeliğin mi – cahilliğin mi peşinden gideceğimize karar vermek ise bizim seçimimiz.
‘Savaşın en kanlı günlerinden biriydi.
Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutmayacak ateş yağmuru altındaydılar.Tam cepheden dışarı doğru bir hale yaptığı sırada başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti. Delirdin mi? Gitmeye değer mi?
Baksana delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Artık onun için yapacak hiçbir şey yok. Boşuna kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!
Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini cepheden dışarı attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker, yaralı arkadaşını kurtaramamıştı.
Ve oradaki kişi dedi ki: Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
Değdi dedi, gözleri dolarak asker. Değdi.
Nasıl değdi? Bu adam ölmüş, görmüyor musun?
Yinede değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duydum. Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
Geleceğini biliyordum. ‘
‘Hayat bir oyun gibidir. Birçok oyuncusu vardır. Onlarla oynamazsan, seninle oynayacaklar.’
Unutmayınız… Bu dünyanın kanunu, iyilik ve kötülük üzerine kurulu. Hiç umulmayan yollara mayın döşeyenlerle aynı yollara çiçek dikenler üzerine kurulu.
Ve Unuttular…
Aziz! Orada olduğunu unuttular. Yalanladılar. Görmez sandılar, bilmez sandılar. Yaptıkları her şeyi kendilerine kar saydılar. Fırsat kolladılar ey aziz!. Bunun için durmadılar. Soğutamadılar nefret dolu öfkelerini. Zarar verdiler . Çünkü zarar görecekler. Bu engeller ezilene yeni bir ufuk açacakken onlar bunun bedelinden nasiplenecekler.
Dayandığın enerjinin kudretine inan. Ve onları olduğu gibi bırak. Olmasını istedikleri yerde olmalarına müsaade et. Çünkü sen onlar gibi hiçbir zaman olamazsın ve de onlar gibi davranamazsın. Ezilene güçsün sen, ezilene bir omuz. Mutlu olabilmeyi başaranların özelliğidir bu. Her koşulda mutlu olabilenlerin. Başkalarını mutsuz etmek için hiçbir çabaları yoktur. Delidirler onlar biraz. Velakin deliliğin mertebeleri adlı bir kitap çıksa en önce de onlar okur. Deli olmakta kolay değil.
Unuttular aziz.! Çok şey unuttular. Kaybettiler aziz insan! Aslında onlar bu hayatta, çok şey kaybettiler.
Durmadan kazanacak, her koşulda da kalkacaksın. Ve sen bu dünyada bir iz bırakacaksın.
Bu düşüşü unutma! Dirseğinden akan kanın ve terin, senin için bir kupadan çok daha anlamlı bir ödül.

GÜNÜN SÖZÜ:
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
- Stefan Zweig