Kadınlar, çocuklar, sağlıkçılar, öğretmenler, hatta güvenlik güçleri bile şiddet sarmalından nasibini(?!)alıyor. Her türlü önleme, tepkiye rağmen şiddet azalacağına artıyorsa bunun mutlak bir sebebi olmalı değil mi? Bu sebebi bulamadığımız içindir ki şiddet karşısında ürettiğimiz ve ürettiğimizi sandığımız çözümlerden sonuç alamıyoruz.
Şiddetin panzehiri sevgidir aslında. Sevgimizin azaldığı, hoşgörümüzün tatile çıktığı, toplumsal bölünmüşlüğün zirveye çıkması bizi biz olmaktan çıkardığı için bu şiddet sarmalından kurtulamıyoruz.
Sözde kadınlar toplumun en saygıdeğer varlıkları. Onlar birer anne ve anne adayı. Onlar için “Cennet ayaklarının altına serilmiş” varlıklar diyoruz. Peki, gerçek ne? Şiddete uğrayanlar onlar, katledilenler onlar. Diğerlerini saymaya dilim elvermiyor.
Sağlıkçılar hepimiz için olmazsa olmazlardan. Çünkü onlar şifa dağıtıcılar. En olmadık zamanda en olmadık işlere imza atarlar. Görevleri sadece insanı yaşatmak olan sağlık çalışanları da her türlü şiddetten nasibini(?!) alıyor. Katledilen doktorlar, tacize uğrayan, dayak yiyen hemşireler ve sağlık çalışanları…
Son dönemde şiddet ve saldırılardan nasibini(?!) alan bir başka kesim öğretmenler. Bir okul müdürü silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Bir başka okul yönetici öğrencilerini koruduğu gerekçesiyle saldırıya uğrayıp yaralandı… Yukarıda saydıklarım yaşananların belki de görünen kısmı.
+++
HERKESİN PARMAK SALLADIĞI
Bu şiddet sarmalından neden kurtulamıyoruz? Cevabı verilmesi gereken soru bu. Herkes bu saldırılara şiddet içerikli travma yaşatan olaylara karşı tepkili. Ancak küçük bir ayrıntıyı gözden kaçırıyoruz. Örneğin öğretmenlere ve eğitim camiasına karşı yapılan saldırılara Eğitim Bir Sen, Türk Eğitim Sen, Eğitim İş ve Eğitim Sen çatısı altında örgütlü öğretmenler tepki gösteriyorlar. Herkesin tepki gösterdiği yaşanmışlık, “eğitim camiasına karşı uygulanan ve tarifi mümkün olmayan acıların yaşanmasına sebep olan şiddet ve saldırılar!” Ancak herkes kendi içinde ve kendi çevresinde tepki gösteriyor. Aralarındaki rekabet ve bölünmüşlük o kadar derin ki saldırılar karşısında bir araya gelip ortak tepki bile gösteremiyorlar. Çünkü herkesin herkese parmak salladığı, toplumsal bütünlük yerine ayrışmanın artık çuvala bile sığdırılamadığı ortamda onların da bir araya gelmesi mümkün olmuyor. Böyle olunca da şiddet sarmalı fırtınadan tsunamiye dönüşüyor.
+++
SOSYAL DOKUMUZA DÖNELİM
Bütün olan bitenler karşısında yapmamız gereken şey toplumsal dokumuzun çimentosu olan değerlerimizin mimarlarına kulak vermek olsa gerek. Yunus Emre’nin Mevlana’nın, Hacı Bayram Veli’nin, Hacı Bektaş Veli’nin mesajlarına kulak versek ve onları yeniden sosyal hayatımızın kılavuzu haline getirsek. Hoşgörüyü, sevgiyi yeniden besleyip büyütsek, fikirlerimiz, inançlarımız, yaşam biçimlerimiz uyuşmasa bile yan yana gelebilmeyi başarırız. O zaman sorunları omuz omuza aşmanın mutluluğunu yaşabilir, acılarımızı ortaklaştırırız. Çünkü bildiğimiz gerçek odur ki sevgi paylaştıkça çoğalan, acılar ise paylaştıkça azalan insani gerçeklektir.