Eskişehirspor tam 5 haftadır kazanmayı unuttu. Şanlıurfa beraberliği, Manisa mağlubiyeti ardından Elazığ, Ümraniye beraberlikleri ve son olarak dün Bolu’da alınan 2-2 beraberlik işin tuzu biberi oldu. Şimdi yazılanları hayal ediyorum. Örneğin bazıları “Sorun Özalan’da değilmiş, Denizli de ilaç olamadı türünden” yazarlarsa şaşırmam. Ama gördüğüm kadarıyla bu takımın biraz civatalarının sıkılması gerekiyor. Bu arada kayıplarımız da oluyor ve olabilir.
Hafta içinde Erkan Zengin polemiği ile gerilen Eskişehirspor dün Bolu karşısında sahadan 2-2 beraberlikle ayrıldıysa buna şükretmek gerek. Çünkü ilk yarıda vasat, ikinci yarının sonlarına doğru dökülen bir Eskişehirspor sahadaydı. Boffin gibi bir kaleci yediği iki golde de hatalıydı. Sonrasında ise kurtardığı yüzde yüz üç gol pozisyonunda takımını ipten alan isimdi.
Sahada biraz Ofoedu, biraz Hakan ve Aykut, az da Bilal Aziz ayakta kalan isimlerdi. Şimdi işin açıkçası Eskişehirspor Bolu maçıyla ligdeki puan kayıp kredisinin büyük bölümünü harcadı. Bu saatten sonra sorunların çözümü için yönetim, teknik kadro ve futbolcular kafa kafaya verecekler ve filmin sonunun mutlu bir şekilde bitmesi için ellerinden geleni yapacaklar. Yoksa… Büyük sıkıntı yaşarız… Dermansız dert, çözümsüz sorun yoktur.
+++
KAFALAR BAŞKA YERDE
Dün maçı seyrederken ön yargılardan uzak futbol takımındaki birlikteliği gözlemledim özellikle. Ama gördüğüm kadarıyla takım içerisinde bir kopukluk oluşmuş. Kafalar başka yerde, vücutlar başka yerde. Profesyonel futbol böyle bir şeydir aslında.
Bir hafta önce sahada oynadıkları futbolla herkese umut veren adamlar bir hafta sonra sahada geziniyorsa, idare ediyorsa sorun duygusal demektir.
Eskişehirspor’da duygusal sorunların çözümü konusunda yönetimin eli darda ama bir şeyler yapılıyor mu, yapılmıyor mu onu bilemiyoruz. Fedakarlık bir yere kadar diyenler olabilir. Ama en azından her türlü fedakarlığı yapan taraftarın umutlarını ve hayallerini yıkmamak adına biraz daha dayanmak gerekiyorsa birileri gerekeni yapmalı..
+++
DEPREM HAFTASI VE DEPREM…
Anadolu Üniversitesi Yer ve Uzay Bilimleri Enstitüsünün düzenlediği Deprem Haftası etkinliği düzenlenmiş. Deprem deyince benim tüylerim diken diken olur. Herkes mutlak surette deprem sözünden ürperir ama depremi yaşamayan bilmez. Hiçbir şey televizyon ekranından izlediğiniz gibi değildir. Deprem çaresizliktir, donup kalmaktır, canını rabbine emanet etmektir, deprem aynı zamanda duadır. Hele bizim ülkemizde… Çünkü yapıların güvenliği konusunda bilim dünyasının, akademisyenlerin bile şüpheli yaklaşımlarını hatırlarsak vay halimize… Ne diyor Prof. Dr. Yücel Güney “Deprem ve binalar hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz!.." Farkındalık anlamında hepimizin bir mesafe kat ettiği kesin ama önlemler konusunda aynı şeyleri söylemek o kadar zor ki…