CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek'in, Eskişehir'in seçilmiş İl Başkanı Talat Yalaz hakkında yaptığı açıklamalar günlerce konuşulacak kadar sertti.

Karşısındakini saygısızlıkla suçlarken kullanılan üslubun da tartışılacak yönleri vardı.

Ancak benim dikkatimi çeken asıl konu bu olmadı.

Asıl önemli olan, açıklamanın satır aralarına sıkışan bir cümleydi.

"İsimlerini vermeyeyim. Dört kardeşimiz vardı. Eleye eleye ikiye düştük. Perşembe açıklanacaktı, haftaya kaldı."

İşte bütün mesele aslında bu cümlede gizli.

Aklıma gelen ilk soru şuydu:

O iki isim kim?

Eskişehir siyasetini yakından takip edenlerin büyük bölümü zaten bu sorunun cevabını biliyor.

Uzun süredir Eskişehir'de il başkanlığı tartışmaları iki isim üzerinden yürütülüyor.

Farklı isimler konuşuldu, kulisler hareketlendi, değerlendirmeler yapıldı ama sonunda yine aynı noktaya gelindi.

Bugün gelinen tabloya bakınca ortada sadece bir il başkanı sorunu yok.

Ortada ciddi bir yönetim sorunu var.

Ülkenin dört bir yanında il başkanları belirlenirken, Eskişehir'in hâlâ bekletiliyor olması sıradan bir gecikme olarak açıklanamaz.

Her geçen gün yeni bir tarih veriliyor, ardından yeni bir erteleme geliyor.

"Bugün", "yarın", "haftaya" derken süreç uzuyor, belirsizlik büyüyor.

Bu belirsizlik en çok kendilerine zarar veriyor.

Belirsizlik ise motivasyonu değil, kırgınlığı büyütür.

Asıl sorgulanması gereken de tam olarak budur.

Eskişehir gibi CHP'nin en güçlü olduğu kentlerden birine il başkanı bulunamıyor?

Neden her hafta yeni bir takvim açıklanıyor?

Neden karar verilemiyor?

Yoksa sorun aday bulamamak değil, karar alamamak mı?

Bir siyasi partinin karar verebilme kabiliyetinde zamanlama önemlidir.

Eğer karar veremiyorsanız, yönettiğiniz sadece bir süreç değil, aynı zamanda farkında olduğunuz bir kriz sürecidir.

İşin ilginç tarafı ise şu...

Bekletilen sadece Eskişehir değil.

Bekletilen aynı zamanda parti tabanının sabrı.

Bugün isimlerden çok yöntemin tartışılıyor olması da bunun en büyük göstergesi.

Çünkü insanlar artık "Kim atanacak?" sorusundan çok, "Neden hâlâ atanamadı?" sorusunu soruyor.

Belki de asıl cevap verilmesi gereken soru budur.