AK Parti’de üçüncü geleneksel aile pikniği gerçekleşti.
Pazar günü…
Biraz da yoğun bir gündü.
Ama aile pikniği olunca, “Yoğunuz” deyip geçmek olmaz.
Sonuçta aile pikniği bu.
Mangal var, çay var, kahve var.
Saat 14.00 gibi alandaydık.
Daha girer girmez basın mensupları için özel bir yer ayrıldığını gördük.
Açıkçası güzel düşünülmüş.
İlgi de vardı.
Sürekli birileri gelip halimizi hatırımızı soruyor, bir ihtiyacımız olup olmadığını kontrol ediyordu.
“Basına değer vermişler” dedim kendi kendime.
Aslında önemli mesele.
Herkes yapmaz.
Bir gazeteci için de bundan daha güzel ne olabilir?
Bir yanda piknik, bir yanda siyaset, bir yanda mesleki ilgi…
Daha ne olsun?
Derken yemek öncesi bir arkadaş yanıma geldi.
“Kahve alır mısınız?” dedi.
“Alırım abi” dedim.
Tam kahveyi almaya gideceğim…
“Türk kahvesi mi, filtre mi?” diye sordu.
Türk kahvesi dedim.
Madem Türk kahvesi…
“40 yıl hatırı da ekleyelim” dedim.
Orasını içimden ama…
Kahve geldi.
Ama mesele sadece kahveyle kalmadı.
Arkasından meyve geliyor.
Tatlı geliyor.
İkram üstüne ikram…
Bir ara kendi kendime, “Basın masası mı burası yoksa düğün salonunun VIP bölümü mü?” diye düşünmedim değil.
Çünkü biraz daha devam etse, “Abla çorbanızı nasıl alırsınız, yanında pilav ister misiniz?” noktasına geleceğiz.
Tam ortamın keyfini çıkarırken Suat geldi.
Elinde AK Parti şapkası…
Şapkayı kafama taktı.
“Dalga geçeceğim seninle” dedi.
“Sosyal medyaya koyacağım” diye de ekledi.
Ben de:
“Koyarsan koy” dedim.
Gülüştük.
Şapka kafada…
Bir yandan yemek yiyorum.
Derken Gürhan Başkan masaya geldi.
Etrafa baktı.
Masayı şöyle bir süzdü.
Ve şöyle dedi:
“Kuş sütü nerede?”
Valla…
Bir o yoktu.
Gerçekten yoktu.
Masada olmayan tek şey kuş sütüydü.
Onun dışında eksik bir şey bırakmamışlar.
Kahve var.
Meyve var.
Tatlı var.
Yemek var.
Çay var.
Muhabbet zaten bol.
Fakat size bir de küçük bir kulis vereyim.
Bunu benden duymadınız.
Gazi’ye yemek bir türlü gelmedi.
Masalar doldu.
Tabaklar geldi.
Herkes yemeğini aldı.
Birileri ikinci tabağa geçti.
Bazıları çayın yanında tatlıya başladı.
Gazi bekliyor.
Bekliyor…
Bir ara insanın aklına ister istemez şu geliyor:
“Acaba Gazi’nin yemeği Ankara’dan mı geliyor?”
Yok…
O kadar da değil.
Ama gerçekten yemek bir türlü ulaşmadı.
En sonunda Gazi yedi.
Neyse çok şükür.
Benim açımdan piknik böyle geçti.
Gittik, ilgi gördük.
Kahvemizi içtik.
40 yıllık hatırı cebimize koyduk.
Meyvemizi, tatlımızı yedik.
AK Parti şapkasını taktık.
Biraz dalga geçildik.
Biraz güldük.
Gürhan Başkan’ın “Kuş sütü nerede?” sorusuna cevap verdik.
Ve tabii Gazi’nin geciken yemeğini de not ettik.
Şimdi geriye dönüp bakınca şunu söyleyebilirim:
Bu piknikte herkes nasibini aldı.
Kimi sohbetten…
Kimi yemekten…
Kimi kahveden…
Kimi sosyal medyaya düşmekten…
Gazi ise nasibini en son gelen yemekten aldı.
Ama olsun.
Sonuçta aile pikniği dediğin biraz da böyle olur.
Kimi erken gelir, kimi geç gelir.
Kiminin kahvesi Türk olur, kimininki filtre.
Kiminin kafasına şapka takılır.
Kiminin yemeği gecikir.
Ama günün sonunda herkes aynı masada buluşur.
Ve gazetecinin payına da bütün bunları yazmak düşer.
Hem de…
40 yıllık Türk kahvesinin hatırına.