Bazen bir röportajın en önemli cümlesini, röportaj bittikten sonra fark edersiniz.
Benim Bolu’da AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu ile yaptığım görüşmede de tam olarak böyle oldu.
Bolu kampını ziyaret eden Hatipoğlu’nu ben de orada ziyaret ettim.
Dağın ortasında bir otel…
Çardağa geçtik.
Güzel, samimi ve gerçekten farklı bir görüşme oldu.
Benim açımdan da farklı bir mesleki tecrübeydi.
Çünkü gazetecilik bazen stüdyoda, bazen makam odasında, bazen meclis koridorlarında yapılır.
Bazen de dağın başında bir çardakta yapılır.
Nebi Bey’in keyfi yerindeydi.
Hatta açık söyleyeyim.
Kamuoyunda zaman zaman çok daha sert, çok daha gergin bir görüntüyle bilinen Nebi Hatipoğlu’nun o günkü hali oldukça rahattı.
Belki de Nebi Bey hep böyle.
Ama kamuoyunun bildiği başka bir Nebi Hatipoğlu var.
Benim “Nasıl Olacak Bu İşler” programına kendisini davet etmemin nedenlerinden biri de biraz buydu.
Sadece milletvekili Nebi Hatipoğlu’nu değil, insanların görmediği yönleriyle Nebi Hatipoğlu’nu da göstermek istedim.
Çünkü siyasetçileri sadece açıklamalarından ve sosyal medya paylaşımlarından ibaret görmemek gerektiğine inanıyorum.
Nebi Bey’i yakalamışken Eskişehir gündemini sormadan da bırakmadım.
Ne de olsa Eskişehir’den uzakta olsak da Eskişehir gündemi peşimizi bırakmıyor.
Hava Hastanesi meselesini sordum.
Malumunuz…
Hastanenin özelleştirileceği iddiası gündeme geldi.
Tepkiler yükseldi.
Bu konuyla ilgili Nebi Hatipoğlu’nun daha önce verdiği sözleri de hatırlattım.
Hatipoğlu burada çok net konuştu.
Buranın özelleştirilmesiyle ilgili bir durum olmadığını söylediklerini, yaşananın teknik bir hatadan kaynaklandığını ifade etti.
Daha da önemlisi…
Bu konunun Sağlık Bakanı’na, diğer milletvekilleriyle birlikte Cumhurbaşkanı’na kadar aktarıldığını söyledi.
İşte benim sonradan fark ettiğim cümle tam olarak buydu.
Röportaj sırasında heyecandan o kısmı tam olarak duymamışım.
Evet, yanlış okumadınız.
Ben heyecanlı bir gazeteciyim.
Herkes beni “cesur”, “korkusuz” diye tarif ediyor.
Sağ olsunlar.
Ama insanın kalbinin nasıl çarptığını bir kendisi bilir.
Nebi Hatipoğlu’ndan çekindiğim için değil.
Tam tersine, bizi tercih ettiği için mutlu olduğumdan.
Röportajın heyecanıyla bazı ayrıntıları sonradan fark ettim.
Ve yazıyı hazırlarken bir anda durdum.
Çünkü Nebi Hatipoğlu aslında çok önemli bir şey söylemişti:
“Bir bürokratın hatası.”
Şimdi işin tam da burası önemli.
Kim bu bürokrat?
Eğer Hava Hastanesi’nin özelleştirilmesi gibi Eskişehir açısından son derece önemli bir konu, gerçekten bir bürokratın yaptığı teknik hata nedeniyle gündeme geldiyse…
O zaman bunun açıklanması gerekir.
Hem de açık açık.
Çünkü burada sıradan bir evrak hatasından söz etmiyoruz.
Eskişehir’in geleceğinden söz ediyoruz.
Dolayısıyla “teknik hata oldu” denilip geçilecek bir mesele değildir bu.
Hata varsa kim yaptı?
Hata tam olarak neydi?
Hangi işlem yanlış yapıldı?
Bu işlem nasıl oldu da kamuoyunda “Hava Hastanesi özelleştiriliyor” tartışmasına dönüştü?
Bunların cevabını bilmek istiyoruz.
Benim aklıma Eskişehir İl Sağlık Müdürü Yaşar Bildirici geliyor.
Ama altını özellikle çiziyorum:
Ben burada “hata Bildirici’nindir” demiyorum.
Nebi Hatipoğlu’nun açıklamasından hareketle soruyorum.
Sayın Bildirici’ye açıkça soruyorum:
Hava Hastanesi’nin özelleştirilmesi tartışmasını doğuran bürokratik veya teknik hata nedir?
Bu hatanın altında sizin imzanız var mıdır?
Değilse hangi bürokratın yaptığı işlemden söz edilmektedir?
Kamuoyuna bir açıklama borcunuz var.
Şimdi top Sayın Yaşar Bildirici’de.
Nebi Hatipoğlu açıkça söyledi:
“Bir bürokratın hatası.”
O halde soruyoruz:
Kim bu bürokrat?
Ne hata yaptı?
Ve o hata nasıl oldu da Eskişehir’in Hava Hastanesi arazisinin kaybetme korkusuna dönüşebildi?
Sayın Bildirici bu soruların cevabını kamuoyu bekliyor.
Eğer sorumluluk sizde değilse, çıkın söyleyin.
Eğer sizdeyse, onu da söyleyin.
Çünkü bir hastanenin geleceği söz konusu olduğunda sessiz kalmak açıklama değildir.
Nebi Hatipoğlu konuştu.
Şimdi sıra sizde.
Kim o bürokrat?