AK Parti Odunpazarı İlçe Başkanı Mustafa Kemal Bandırma’yı aradım.

Gündemin boş olduğu, haber adına pek bir şeyin olmadığı bir gün…

Yıllar öncesine gittim.

Eskiden haber olmasa ve AK Parti’yi arasak…

Aramazdık bile.

Çünkü açmazlardı.

Mustafa Kemal Bandırma yapı itibarıyla sert bir siyasetçi değil.

Öyle “astığım astık, kestiğim kestik” havasında değil.

Önüne gelene de sallamıyor.

AK Parti’de kimleri gördük…

Kimler geldi, kimler geçti desek yeridir.

Ben normalde, biliyorsunuz, sert siyaseti severim.

Ama her siyasetçinin de bir yoğurt yiyişi vardır.

Mustafa Kemal’e baktım.

Onun artı yanı da mütevazılığı olsa gerek dedim.

Arayınca açıyor mesela…

“Biz geliyoruz, acil… Haber yok kanka!” diyeceğim yakında.

Öyle samimi hissediyorum.

Adı zaten Mustafa Kemal Bandırma…

O konuya hiç girmeyeyim şimdi.

Riskli ifadelere gerek yok!

Neyse…

Dün haber yoktu.

Hava çok sıcaktı.

Gündem bomboştu.

Ufuk, “Ara Mustafa Kemal’i” dedi.

Ben de aradım.

Yarım saat sonra vardık yanına…

Gerçi ikna eden Ufuk oldu.

Benim ne niyetle arayacağım belli olmuyor malum.

“Çalışmalarınızı yapacağız” derken Ufuk aldı telefonu.

“Hadi, kalkıyoruz. Gidiyoruz” dedi.

Gittik.

Biraz sohbet ettik.

Belki tatile giderim dedim.

Mustafa Kemal de, “Sen gidersen Millet Bahçesi’ne yokluğunda nöbetçi dikmek gerekecek” dedi.

Güldük.

Ama sonra düşündüm.

Haklı adam!

Ben gidersem çiçekler solar.

Fıskiyeler susar.

Yapraklar dökülür.

Havuzun suyu azalır.

Banklar bile “Nerede bu kadın” diye birbirine bakar.

Çocuklar parklara küser.

Kuşlar göç eder.

Millet Bahçesi’nin morali bozulur.

Vazgeçtim Mustafa Kemal, ben tatile falan gitmeyeyim.

Memleketin başka sorunları olabilir ama…

Millet Bahçesi’ni bu kadar büyük bir riske atamam!

Tatil bekler.

Millet Bahçesi beklemez.

Ben buradayım…