Geçtiğimiz haftanın en çok konuşulan siyasi başlıklarından biri önceki dönem Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in CHP’den ayrılıp ayrılmayacağı oldu.
Siyasette bazen bir iddia ortaya atılır, ardından herkes kendi penceresinden yorum yapar.
“Hocanın CHP’den kopması mümkün değil.”
“Hoca CHP’yi bırakmaz.”
“Hoca zaten Ecevitçidir, CHP’li değildir.”
Bu tartışmaları yıllardır dinliyoruz.
Ama ortada bir gerçek var.
Yılmaz Büyükerşen, bir dönem DSP’de siyaset yapmış, ardından CHP çatısı altında yol yürümüş bir isim.
Yani siyasi geçmişine baktığınızda “asla olmaz” denilecek bir tablo yok.
Peki, neden Yeni Parti’ye geçmesin?
Ben geçebileceğini düşünüyorum.
Çünkü Yılmaz Hoca’nın siyaset tarzı, bulunduğu yere göre şekil alan bir siyaset olmadı.
Kendi doğrularına göre hareket eden bir isim oldu.
Elbette böyle bir adım atarsa şartları olacaktır.
Yılların birikimi, siyasi ağırlığı ve Eskişehir’de oluşturduğu marka değeriyle kimsenin kapısını çalıp “beni de alın” diyecek bir isim değildir.
Asıl mesele ise Ayşe Ünlüce yönetimiyle ilgili.
Neden?
Ayşe Ünlüce’nin en büyük problemi bence netlik meselesidir.
Siyasette herkesi memnun etmeye çalışmak ilk bakışta olumlu bir özellik gibi görünebilir.
Ancak bazen herkese gülümseyen siyasetçi, sonunda kimseyi ikna edemez.
Çünkü siyaset biraz da karar verme sanatıdır.
Her kapıya yeşil ışık yakarsanız, bir süre sonra insanlar o ışığın rengini bile unutabilir.
Eskişehir’de bugün birçok kişi daha güçlü, daha kararlı, daha görünür bir liderlik görmek istiyor.
Çünkü belediye başkanlığı sadece herkesle iyi geçinme makamı değildir.
Bazen birilerinin hoşuna gitmeyecek kararları alabilme cesaretidir.
Yılmaz Büyükerşen döneminde en çok eleştirilen konulardan biri sertlikti belki ama kimse onun ne düşündüğünü anlamakta zorlanmazdı.
Çünkü Hoca’nın rengi belliydi.
Bugün ise bazı vatandaşların yaşadığı sorun şu…
Renk var mı, yok mu?
Onu anlamaya çalışıyorlar.
Gelelim Kazım Kurt meselesine…
Halkevi temel atma töreninde Yılmaz Hoca’nın yaptığı konuşma, aslında birçok şeyi kelimelerden daha fazla anlattı.
Herkesin adı geçti.
Teşekkürler edildi.
İsimler tek tek anıldı.
Ama Kazım Kurt’un adı anılmadı.
Siyasette bazen söylenenler kadar söylenmeyenler de önemlidir.
Hatta bazen en yüksek sesle konuşan şey sessizliktir.
Bir zamanlar aynı siyasi yapının içinde kol kola yürüyen isimlerin bugün birbirine mesafeli durması Eskişehir siyasetinin geldiği noktayı gösteriyor.
Kazım Kurt yıllarca Büyükerşen’in yanında siyaset yaptı.
Ancak siyasette şöyle bir gerçek vardır:
Gölgesinde büyüdüğünüz ağaca, güneşi görünce sırtınızı dönerseniz; o ağacın sizi neden hatırlamadığını da sorgulamamak gerekir.
Bugünkü tablo biraz buna benziyor.
Güç değiştiğinde ilişkiler de değişiyor.
Siyasetin acı ama değişmez kuralı bu.
Ben burada yine Yılmaz Büyükerşen’in sitemlerini anlaşılır buluyorum.
Çünkü yıllarca bir siyasi yapıyı taşıyan insanların, sonrasında yok sayıldığını hissetmesi kolay kabul edilecek bir durum değildir.
Öte yandan tören çıkışında Yılmaz Hoca’yı yakaladım.
“Hocam, Yeni Parti’ye geçiyor musunuz?” diye sordum.
Gülümsedi.
“Siyasi yorum yok” dedi.
Belki de en siyasi cevap buydu.
Çünkü bazen siyasetçiler uzun uzun konuşur ama hiçbir şey anlatmaz.
Bazen de tek bir gülümseme, sayfalarca yazıdan daha fazla şey söyler.
Eskişehir’de şu an herkes aynı sorunun cevabını bekliyor!
Hoca YENİ Parti’ye gidiyor mu?
Bence asıl mesele bu değil.
Gidebilir de, kalabilir de…
Çünkü bugün görevde olan bir belediye başkanı değil.
Ama kimsenin odaklanmadığı bir gerçek var.
Yılmaz Büyükerşen’in tek bir cümlesi bile Eskişehir siyasetinde gündemi değiştirmeye yetiyor.
Buna karşılık bazı yöneticilerin net olmaması, aylar süren sessizliği kafaları karıştırıyor.
“Acaba ne demek istiyor?”
“Kimden yana?”
“Bence geçmeyecek.”
“O koyu CHP’lidir.”
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Eskişehir’de herkes Hoca’nın kararını beklerken, asıl sınavı verenlerin hâlâ net ve kimden yana olduğu bilinmiyor.