Hasta doktora gittiğinde önce doktur “şikayetin nedir?” diye sorar. Sonra da hastanın şikayetinin gereği muayenesini yapar, gerekiyorsa tahlil yaptırır, film çeker, teşhisi koyar ve tedavi için ya ilaç yazar, ya da hastasını hastaneye yatırıp tedavisini bizzat kendi gözetiminde gerçekleştirir.
Şimdi bizde özellikle işsizlik konusunda uzmanlaşmış kişilerin ısrarla söyledikleri iki şey var. Birincisi “Mesleksizlik”, ikincisi de “iş beğenmemezlik!” her ikisine de katıldığım noktalar var. Bu eleştiriler doğrudur. Günümüzde gençlerin hayal ettikleri iş hayatı “Sekreterin sekreteri olsun” türünden. Sıcak koltuklar, jilet gibi masalar, temizlenip düzenlenmiş evraklar, çok uzun olmayan mesai saatleri, masaya gelen kahvaltılar, öğle ve akşam üst düzey bir mekanda yemekler ve en önemlisi çok dolgun maaşlar. Bu hayaller ile gerçeklerin örtüşmesi mümkün mü? Bazıları için mümkün olsa da herkes için mümkün değil. Bu sebeple “iş beğenmezlik” konusunda anlaşabiliriz. Öte yandan hayatında el bebek büyütülmüş, her daim cep harçlığı hazır edilmiş ve ömründe bir kez bile evinin kömürünü kömürlüğe atmamış, kürek, kazma, süpürge tutmayı bilmeyen, kuş tüyü yataklarda olmasa bile ortopedik yataklarda yata yata büyümüş bir kuşak daha var. Ona da eyvallah…
+++
İTİRAZIM ÇÖZÜMSÜZLÜĞE
Anlatılanlar çok açık ifade edilmese de yukarıda tarif ettiğim şeyler ile ilgili. Yani istihdam sorununun bir bölümünü yukarıdaki tarifin içine oturan gençlerimizden kaynaklanıyor olabilir. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için tek çare üretmektir. Üreterek büyüyen bir ekonomiye sahip olabiliriz. Bu sebeple çocuklarımızın meslek sahibi olması çok ama çok önemli. Peki meslek sahibi çocuklarımız gerçekten aldıkları diplomanın gereğini yapabilecek bilgi ve birikime sahipler mi? Örneğin meslek liseleri öğrencilerini mezun ettiğinde, “tamam bu çocuğumuz CNS operatörü olarak çalışabilir” diyebilirler mi? Ya da mezun bir öğrenci “elektrik döşemesini yüzde yüz bilir” diye güven duyabilirler mi? Ahşap işlerinden mezun bir gencimiz bir mobilya atölyesinde veya fabrikasında hemen tezgahın başına geçip imalata katkı yapabilir mi? Örnekleri çoğaltmak mümkün ama yukarıdaki soruların hiç birinin cevabı yüzde yüz evet değildir.
+++
OKUMUŞ İŞSİZLER ORDUSU
Yukarıda saydığım sebepler dolayısıyla okumuş, diploma sahibi olmuş onbinlerce, hatta yüzbinlerce gencimiz ne yazık ki piyasanın ihtiyaçlarına cevap veremedikleri için bugün işsizdir. Peki bu işin çözümü nedir? Aynı şeyleri tekrarlayıp durarak çözüm üretemeyiz. Bu konuda şikayet edenler çözüm önerilerini de sunmalılar. Sakın kimse şikayetin içerisinde çözüm de var demesin. Örneğin hangi meslekten kaç kişiye ihtiyaç var bunun tespiti, bu kişilerin eğitimi konusunda işbirliği veya bağımsız çalışma önerileri gerekiyor.
Ciddi fizilibeteler, AR-GE’ler yapılmalı hayata geçirilebilecek öneriler ile yola çıkılmalı. Bu işte ücret politikalarına kadar her şeyin şeffaf biçimde netleştirilmesinde yarar var. Yoksa bu okumuş işsizler ordusunu eritmek mümkün olmadığı gibi, bu yük her geçen gün hepimizin sırtındaki kamburun daha da artması anlamına gelir. Sözden çok çözüm üretmek hem ekonominin aktörlerinin hem de toplumun ciddi biçimde rahatlamasının yolunu açar.