Belediye-İş Sendikası Eskişehir Şubesi, Odunpazarı Belediyesi'nde çalışan işçilerin sendikal tercihleri nedeniyle baskı ve tehdide maruz bırakıldığını öne sürerek belediye yönetimine bir kez daha sert tepki gösterdi.
Bu açıklamayı okuyunca insanın aklına tek bir soru geliyor.
Bu noktaya nasıl gelindi?
Çünkü yaşananları yalnızca bugünün tartışması olarak görmek büyük hata olur.
Asıl mesele sürecin nasıl şekillendiğidir.
Bir süre önce Güney Demirdaş, Belediye-İş yönetiminde aktif görev alıyordu.
İddialara göre görev ve yetkileri sona erdikten sonra bu kez Çağdaş Sen çatısı altında yeni bir örgütlenme çalışmasının içerisine girdi.
Yine iddialara göre bu süreçte Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt'un da etkili olduğu öne sürülüyor.
Edindiğim bilgilere göre Demirdaş'ın da yeni sendikal yapılanmada yönetim görevi alması beklenmiyor.
Şube başkanlığı için ise Deniz Kalkan'ın ismi konuşuluyor.
İddialar bunlar...
Ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta çok daha farklı.
Daha önce de yazdım.
Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt beni zaman zaman gerçekten şaşırtıyor.
Çünkü yıllardır emekten, örgütlü mücadeleden ve sendikal haklardan söz eden bir siyasetçinin, böylesine kritik bir süreçte (siyaseten) sendikal ayrışmanın yaşandığı bir tablonun içinde adının anılması bile başlı başına düşündürücüdür.
Bir belediye başkanı neden çalışanların sendikal tercihleri üzerinden tartışmaların merkezinde yer almak ister?
Neden aynı iş yerinde çalışan insanlar birbirine rakip sendikaların safına itilmek istenir?
Neden yıllardır aynı çatı altında mücadele eden insanlar karşı karşıya getirilir?
Bunun sonunda ne kazanılacak?
Gerçekten merak ediyorum...
Bir sendikayı bölerek elde edeceğiniz başarı tam olarak nedir?
İnsanları kamplara ayırarak nasıl bir huzur ortamı oluşturabilirsiniz?
Çalışanları birbirine şüpheyle baktırarak belediyede verim mi artacak?
Yoksa mesele sendikal rekabet değil de güç gösterisi mi?
Şunu kimse unutmasın...
Sendikalar siyasi hesapların aparatı değildir.
İşçilerin iradesi hiçbir makamın ya da hiçbir siyasi planın malzemesi de değildir.
Bugün "üç-beş kişi" diyerek küçümsediğiniz her emekçinin bir ailesi var, bir çevresi var, oy kullanan yakınları var.
Bugün öncüsü olduğunuz YENİ Parti’de o üç beş kişinin desteğine bile büyük bir ihtiyaç vardır.
Çünkü Belediye İş Sendikası içerisinde CHP üyesi emekçiler de vardır.
Onları kazanmak varken, bu ayrıştırma cidden nedendir?
Siyaset bazen büyük mitinglerde değil, kırılan küçük gönüllerde kaybedilir.
Bir işçinin kalbini kırarsınız...
Onun eşi sandığa gider.
Çocuğu gider.
Kardeşi gider.
Komşusu gider.
Bugün sendikada yaşanan bir kırılmanın yarın siyasette nasıl bir karşılık bulacağını kimse hesap edemez.
Hâlbuki siz öngörüsü yüksek bir siyasetçisiniz.
Bunları nasıl hesap edemezsiniz.
İnsanlar artık olup biteni görüyor.
Kim nerede duruyor?
Kim neyi savunuyor?
Kim neyi sessizce destekliyor?
Hepsini not ediyor.
Unutulmaması gereken bir gerçek daha var.
Bir sendikayı zayıflatabilirsiniz.
Üyelerini başka adreslere yönlendirebilirsiniz.
İnsanlar üzerinde baskı kurduğunuz iddialarıyla gündeme gelebilirsiniz.
Ama güveni kaybettiğiniz gün, onu yeniden kazanmanız yıllar alır.
Çünkü güven makamla değil, adaletle kazanılır.
Güçle değil, vicdanla korunur.
Bugün ihtiyaç duyulan şey ayrıştırmak değil, birleştirmektir.
Kutuplaştırmak değil, uzlaştırmaktır.
İnsanları birbirine düşürmek değil, aynı masada buluşturmaktır.
Emek mücadelesini kişisel hesaplaşmaların alanına çevirmek, ne sendikal harekete ne de siyasete kazanç sağlar.
Son olarak şunu söylemek istiyorum...
Eğer gerçekten emeğin yanında olduğunuzu iddia ediyorsanız, önce işçinin iradesine saygı duyacaksınız.
Eğer gerçekten demokrasi diyorsanız, insanların hangi sendikaya üye olacağına kendilerinin karar vermesine izin vereceksiniz.
Ve eğer gerçekten adalet diyorsanız, belediye koridorlarında değil, vicdanlarda hüküm kurmaya çalışacaksınız.
Son olarak Sayın Kazım Kurt'a sormak gerekiyor...
Yıllardır emekten, işçiden, örgütlü mücadeleden yana bir siyaset anlayışını savunduğunuzu söylediniz.
Peki bugün yaşanan bu tartışmaların odağında neden varsınız?
Bir belediye başkanının görevi çalışanlarını sendikal kamplara ayırmak mıdır?
Bir belediye başkanının görevi işçinin hangi sendikaya yakın duracağını belirlemek midir?
Yoksa asıl görev çalışanların huzurunu sağlamak, emeğe saygı göstermek ve herkesin özgür iradesine sahip çıkmak mıdır?
Çünkü belediye başkanlığı, sadece kendisine oy verenlerin değil, o belediyede çalışan herkesin sorumluluğunu taşımaktır.
Bugün ortaya çıkan tablo, eğer gerçekten iddia edildiği gibi bir ayrışmaya dönüşüyorsa, bunun siyasi sorumluluğu da tartışılır hale gelir.
Sayın Kurt şunu bilmelidir!
Bir belediye başkanı, sendikalar arasındaki rekabetin tarafı gibi görünmeye başladığı anda sadece bir sendikayı değil, kendi yönetim anlayışını da tartışmaya açar.
İşçinin alın teri üzerinden hesap yapılmaz.
Emekçinin iradesi üzerinden siyaset kurulmaz.
Çalışanları karşı karşıya getirerek kalıcı bir güç elde edilemez.
Çünkü işçi hafızası güçlüdür.
Bugün söylenenleri de, yapılanları da, susulanları da unutmaz.
Belki bugün bazı hesaplar kazanılmış gibi görünebilir.
Belki bugün bazı dengeler değiştirilebilir.
Ama yarın geriye dönüp bakıldığında herkes şu soruyla karşı karşıya kalır:
"Ben işçinin yanında mı durdum, yoksa işçiyi kendi hesabımın bir parçası mı yaptım?"
Sayın Kazım Kurt...
Bir belediye başkanının büyüklüğü, kaç kişiyi kendi çizgisine çektiğiyle değil, kaç farklı görüşte insanı adalet duygusu etrafında bir arada tutabildiğiyle ölçülür.
Eğer gerçekten emeğin siyasetini yaptığınızı söylüyorsanız, şimdi sınav tam da budur.
İşçinin yanında mı duracaksınız?
Yoksa sendikal ayrışmaların ve siyasi hesapların gölgesinde mi kalacaksınız?
Çünkü unutmayın...
Koltuklar insanı güçlü gösterir ama asıl güç, o koltuktan kalktığınızda arkanızda bıraktığınız insanların size duyduğu saygıdır.
Ve bir gün bu dönem geride kaldığında geriye ne makam kalacak ne de unvan...
Sadece şu soru kalacak:
"Kazım Kurt, işçilerin birliğini mi korudu, yoksa bölünmelerin önünü açan bir siyasetçi olarak mı hatırlandı?"
Cevabını bugün değil, yarın verecek…