Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile Eskişehir’deki sağlık alanlarının özelleştirme kapsamına alınması şehir kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.
Derken efendim; tepkilerin giderek artması üzerine harekete geçen AK Parti’nin Eskişehir kurmayları ile Vali Erdinç Yılmaz, Ankara nezdinde gerçekleştirmiş oldukları girişimler neticesinde karardan geri adım atıldığını müjdelemişlerdi.
Hal böyle olunca biz de dedik ki bu işler “sözle” olmaz.
Sonuçta “söz uçar, yazı kalır” diye boşuna dememişler değil mi?
Benzer şekilde kimi kurmayların “ben olduğum sürece asla böyle bir özelleştirme olmayacak” sözlerine de pek itibar etmedik.
Nitekim makamlar da gelip geçici.
Sonrasında efendim; Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz öncülüğünde hep bir ağızdan 15 ya da 20 gün içerisinde hastane arazilerinin özelleştirme kapsamından çıkarıldığına dair resmi yazının geleceği ve Eskişehirlilerin bu konuda müsterih olması söylendi.
Aslında şunu gayet iyi biliyorduk: “Resmi Gazete’de yayınlanan bir karar yine ancak Resmi Gazete’de yayınlanarak değiştirilebilir.”
Bunu bildiğimiz halde “nasıl bir resmi belge gelebilir?” düşüncesiyle beklemeye koyulduk.
***
Tam da bu esnada “Vali Yılmaz Ateşten Gömlek Giydi” başlıklı köşe yazımda, Vali Bey’in bu iddialı söylemiyle çok önemli bir risk aldığını şu sözlerle belirtme gereği duymuştum:
“Soranlar olabilir; neyin riski bu?
Elbette verilen sözün efendim.
15 ya da 20 gün çok uzun bir süre değil, çabuk geçer. Haydi diyelim ki bir ay olsun ya da üç ay. Yine gelir, geçer.
Peki özelleştirme kararıyla ilgili gerekli düzenleme Resmi Gazete’de hala yayınlanmamış olursa, bu durumda ne olur?
Vatandaşlar, muhalefet partileri ve gazeteciler.
Tüm kesimler, eleştiri oklarını sözü veren kişiye yani Vali Bey’e yöneltmezler mi?
Üstelik şunu da göz ardı etmemek gerekiyor: Vatandaşlar, siyasetçilerin sözlerini yerine getirmemesine alışmış olabilir. Ama mülki amir öyle mi?
Elbette değil. Sonuçta Vali, devletin ta kendisidir.
Ve devletin sözü asla havada kalmaz, kalamaz!”
***
Evet efendim; o gün, köşe yazımda bunları söylemiştim.
Derken; zaman su gibi aktı ve verilen sözün üzerinden değil 15 ya da 20 gün, tam tamına 2 ay geçti.
Lakin görüyoruz ki ortada ne resmi bir belge var, ne de belgenin adını anan bir kişi.
İyi hoş; Resmi Gazete’de konuyla ilgili bir karar yayınlanmadıktan sonra herhangi bir belge gelse bile ne işe yarayacağı meçhuldü.
Buna rağmen o belgeyi dört gözle bekledik.
Olmadı.
Sonuç olarak “zaman mefhumu” işte böyle bir şey efendim.
Kimi yaraları iyileştirir, kimisini ise daha çok derinleştirir.
Ne yazık ki bizim kısmetimize de ikincisi düştü.
Yorum sizlerin.
Bendeniz yarın yine buradayım.
Beklerim efendim…

GÜNÜN SÖZÜ:
Her şeyi yiyip bitiren zaman, gerçeğin karşısında acizdir.
-
Thomas Huxley