AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Çifteler Sakaryabaşı’nda bir basın toplantısı düzenlendi.

Dediler ki:
“Sakaryabaşı’na su geri geldi.”

Pek inanmıyordum.

Yerinde görmek istedim.

Çünkü memlekette uzun süredir öyle bir kuraklık konuşuluyor ki…
İnsan artık musluğu açınca akan şeye bile şüpheyle bakıyor.

Ama vallahi su vardı.

Hem de öyle böyle değil…

Bildiğin Sakaryabaşı gibi Sakaryabaşı olmuş.

Su akıyor…
Ördekler mutlu…
Ağaçlar keyifli…
Halkın yüzü gülüyor.

Bir ara duygulandım.

Çünkü Eskişehir’de bazı yerler vardır…
İnsan sadece gezmez.
Anısını da yanında taşır.

Sakaryabaşı öyle bir yer işte.

Kime sorsan:
“Biz burada yüzerdik…”
“Burada piknik yapardık…”
“İlk sevgilimin elini burada tuttum…”
“Burada suya düşüp terlikle eve döndüm…”

Herkes bir hikaye anlatır.

Bir tek benim çocukluğum burada geçmemiş galiba.
Benim çocukluk ya mahallede top kaçırmakla ya da sokakta yaptığımız yaramazlıklardan dolayı insanların kovalamasıyla geçti herhalde…

Gerçi Regülatörde bir gün piknik yapmıştık.

Etrafı su…

Çocuk aklı, girdik suya yüzmek için.

Su beni içine çekmeye başladı.

Boğuluyordum.

Bir genç gelip elini uzattı, kurtardı.

Bir yaşam borcum vardır.

Bu sebeple pek de sevmem yüzme hikâyelerini ya neyse…

Biz basın toplantısına geldik ama ben ortamı görünce olayı hemen çözdüm.

Bu sadece “su geldi” toplantısı değildi.

Bu aynı zamanda:
“Arkadaşlar biz barıştık” toplantısıydı.

Bakın ben siyasette detay okurum.

Ortamı koklarım.

Gözlüğü taktıysam bilin ki analiz başlamıştır.

Toplantıda AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak vardı.
Milletvekilleri Fatih Dönmez, Ayşen Gürcan ve Nebi Hatipoğlu da oradaydı.

Ben suya baktım…
Sonra dönüp ekibe baktım…

Dedim ki:
“Burada sadece kaynak suyu akmıyor, siyasi diplomasi de akıyor.”

Özellikle Albayrak ile Hatipoğlu arasında öyle anlatıldığı gibi bir olumsuz bir elektrik yoktu.

Hatta tam tersine…
Gayet samimi bir hava vardı.

Demek ki neymiş?

Sakaryabaşı’nın suyu sadece toprağa değil, siyasete de iyi gelmiş.

Belki Ankara’da çözülemeyen bazı meseleler burada çözüldü.
Çünkü Sakaryabaşı’nın öyle bir huzuru var.

İnsan burada kavga edemez.

En fazla simidin son susamı için tatlı sert tartışırsın.

Bu arada kahvaltı da güzeldi.

Köy kahvaltısı yapmışlar.

Masada yok yok…

Domates…
Peynir…
Zeytin…
Yoğurt…
Çay…

Ve tabii ki Gürhan Albayrak’ın stratejik simit dağıtımı…

Abi adam resmen simitle gönül siyaseti yaptı.

Bir ara önümde üç simit oldu.
“Bu destek paketi mi?” diye düşündüm.

Sesli diyecektim, vazgeçtim.

Çünkü köy kahvaltısından sonra insanın memlekete hizmet edesi değil, dut ağacının altında mışıl mışıl uyuyası geliyor.

Ama şunu söyleyeyim…

Sakaryabaşı gerçekten Eskişehir’in en özel yerlerinden biri.

Oraya gidince insan şehir stresini unutuyor.

Su sesi terapi gibi…

Kuşlar da ötüyor.

Havası başka güzel.
Doğası başka güzel.
Suyun rengi bile “Ben filtresizim” diye bağırıyor.

Bazı yerler vardır…
Sadece gezilecek yer değildir.

Şehrin dinamiği…

Sakaryabaşı da öyle bir yer.

O yüzden suyun geri gelmesi önemli.

Çünkü mesele sadece su değil.

Bir şehrin moralinin yerine gelmesi.

İnsanların:
“Eski güzel günler geri gelir mi?” umudunu yeniden hissetmesi.

Ben toplantıdan ayrılırken son kez dönüp baktım.

Suyun üstünde hafif bir rüzgâr vardı.

Dedim ki:

“Vallahi su bahane…
Barış şahane…
Ama Sakaryabaşı hepsinden şahane.”