Bazen deprem sadece yerin değil, insanın içinin de titremesidir. Son günlerde Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen sarsıntı haberleri tam da böyle bir his bırakıyor. Denizli’de 5.1 büyüklüğünde bir deprem oluyor, ardından artçı sarsıntılar geliyor. Bir başka yerde, Konya’da, Kahramanmaraş’ta küçük gibi görünen ama düşündüren hareketlilikler yaşanıyor. Haritada birbirinden uzak gibi duran bu noktalar aslında aynı gerçeğin altını çiziyor: Bu topraklar canlı.
Türkiye’nin jeolojisi sakin bir coğrafyanın hikâyesini anlatmıyor. Aksine, yer kabuğunun sürekli hareket ettiği, fayların birbirine enerji aktardığı dinamik bir yapıyı anlatıyor. İşte bu yüzden bilim insanları her depremden sonra yalnızca o şehri değil, çevresindeki fay sistemlerini de konuşuyor.
Son günlerde yapılan değerlendirmelerde yeniden gündeme gelen bir başlık var: Eskişehir Fay Zonu.
Eskişehir’de yaşayan birçok kişi için deprem, sanki uzakta yaşanan bir doğa olayı gibi algılanabiliyor. Çünkü büyük yıkıcı depremlerle sık sık anılan bir şehir değiliz. Ancak bu durum, risk olmadığı anlamına da gelmiyor. Tam tersine, bilim insanlarının dikkat çektiği nokta tam olarak bu: Bazı faylar sessizdir. Uzun süre konuşulmazlar ama varlıklarını korurlar.
Eskişehir Fay Zonu da bu sessiz yapılardan biri. Haritalarda ilk bakışta çok belirgin görünmeyebilir ama Anadolu’nun iç kesimlerindeki tektonik hareketlerin bir parçasıdır. Çevresindeki gerilme bölgeleri ve doğrultu atımlı fay sistemleriyle birlikte düşünüldüğünde, bölgenin tamamen hareketsiz olduğunu söylemek bilimsel olarak mümkün değil.
Aslında mesele korkmak değil, farkında olmak.
Depremler bize doğanın hatırlattığı bir gerçektir: İnsan plan yapar, şehirler kurar, yollar açar ama yer kabuğu kendi kurallarıyla hareket eder. Bu yüzden depremle mücadele, deprem olduktan sonra değil, deprem olmadan önce başlar.
Dayanıklı binalar, sağlam zemin etütleri, doğru şehir planlaması ve bilinçli toplum…
Bunlar bir şehrin depremle kurduğu en güçlü savunma hattıdır.
Eskişehir modern bir şehir. Üniversiteleri, genç nüfusu, gelişen yapısıyla Türkiye’nin önemli kentlerinden biri. Ancak gelişmişlik yalnızca yeni binalar yapmakla ölçülmez. Asıl gelişmişlik, riskleri görüp ona göre hazırlık yapabilmektir.
Belki bugün büyük bir deprem konuşmuyoruz. Belki de yıllarca konuşmayacağız. Ama bilim insanlarının işaret ettiği fayları görmezden gelmek, doğanın dilini duymamaktır.
Deprem bize şunu öğretir: Sessizlik her zaman güven anlamına gelmez.
Bazen en önemli uyarılar, en sakin görünen yerlerden gelir.