Eskişehir’de son günlerde vatandaşın ortak bir cümlesi var:
“Artık ne yiyeceğimizi şaşırdık.”
Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 05–11 Şubat 2026 tarihlerini kapsayan haftalık denetim raporu, bu tedirginliğin boşuna olmadığını gösteriyor. “Tüketici Sağlığının Korunması ve Güvenilir Gıda Arzı” kapsamında kent genelinde tam 288 gıda ve yem işletmesi denetlendi. Risk esaslı yapılan bu çalışmalarda 11 numune alındı, ithalat ve ihracat işlemleri mercek altına alındı.
Rakamlar net.
Ama hisler karışık.
Denetimler sonucunda 3 işletmeye idari yaptırım, toplamda 528 bin 525 TL para cezası kesildi. Bir işletme imha, bir işletme faaliyetten men, bir ürün ise toplatma kararıyla karşı karşıya kaldı. Bu tablo, bir yandan “denetimler var” diye içimizi rahatlatırken, diğer yandan şu soruyu büyütüyor:
Bu denetimler olmasa ne olurdu?
İnsanların asıl tedirginliği de burada başlıyor. Market rafına uzanan el duraksıyor, kasapta et seçerken gözler etiketlerden çok güven arıyor. Denetimlerin sıklaşması olumlu ama ortaya çıkan her ceza, her imha kararı, toplumun zihninde aynı cümleyi yankılıyor:
“Demek ki daha önce de vardı…”
Gıda güvenliği artık sadece bir kamu görevi değil, bir toplumsal huzur meselesi. Çünkü bu mesele, sofraya oturan çocuğu, yaşlıyı, hastayı doğrudan ilgilendiriyor. Vatandaş ne cezanın tutarını önemsiyor ne de mevzuat maddelerini. Onun tek derdi var:
Güvenle yemek.
Eskişehir’de denetimler artıyor, evet. Ama görünen o ki, güven duygusu aynı hızda artmıyor. Şeffaflık, süreklilik ve kamuoyunu rahatlatacak açık bilgilendirme artık her zamankinden daha önemli. Çünkü denetimin amacı sadece ceza kesmek değil, tedirginliği azaltmak olmalı.
Bugün vatandaşın beklentisi çok basit:
Sofraya oturduğunda “Acaba?” dememek.
Ve belki de asıl denetim, bu soruyu tamamen ortadan kaldırabildiğimiz gün başarılı olacak.