Bazı binalar yalnızca beton değildir.

Bir şehrin hafızasıdır.

Eskişehir’in merkezinde yıllardır dimdik duran Merkez Bankası binası da işte böyle yapılardan biri. 1950’den bu yana aynı yerde durarak yalnızca para politikalarının değil, bir şehrin gündelik hayatının da sessiz tanığı oldu.

Nice esnaf sabah kepengini açarken önünden geçti.

Nice memur öğle arasında merdivenlerinde soluklandı.

Nice genç, “şehir merkezinde buluşalım” dediğinde adres olarak onu tarif etti.

Şimdi o bina başka bir görev için hazırlanıyor.

Merkez Bankası taşınıyor, bina Eskişehir Valiliği’nin hizmetine devrediliyor.

Devlet hizmeti elbette devam edecek. Hatta belki daha modern, daha büyük bir binada sürdürülecek. Fakat mesele yalnızca hizmet meselesi değil.

Mesele, bir şehrin hafızasının nasıl yer değiştirdiği.

Kentler sürekli değişir. Yeni yollar yapılır, eski dükkânlar kapanır, meydanlar yenilenir. Ama bazı yapılar vardır ki şehirle aralarında görünmez bir bağ oluşur. İnsanlar o binaya bakarken yalnızca mimariyi değil, kendi geçmişlerini görür.

Merkez Bankası binası da Eskişehir için böyleydi.

Şimdi yeni adres olarak Kızılyer bölgesi konuşuluyor. Modern bir hizmet binası için belki daha uygun bir yer. Daha geniş, daha teknolojik, daha yeni…

Ama şehirlerin ruhu çoğu zaman “yeni” ile değil, “alışılmış olan” ile yaşar.

Bir bina giderken aslında küçük bir alışkanlık da gider.

Bir yön tarifinin içinden bir kelime eksilir.

Bir hatıranın fonu değişir.

Belki yıllar sonra kimse bu değişimi konuşmayacak.

Yeni nesil, Merkez Bankası’nı zaten Kızılyer’de biliyor olacak.

Ama bugün yaşayan Eskişehirliler için şehir merkezindeki o yapı, yalnızca bir kurum binası değil.

Bir dönemin sessiz tanığı.

Ve bazı tanıklar, görev değiştirseler bile şehir hafızasındaki yerlerini kolay kolay bırakmazlar.