Tepebaşı Belediyesi’ne düzenlenen yolsuzluk operasyonuyla ilgili tartışmalar günden güne alevleniyordu ki CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile ilgili verilen tedbirli mutlak kararıyla tüm dikkatler bir anda bu konu üzerine yoğunlaştı.

Operasyondan sadece bir hafta sonra gerçekleşen bu karar sonrasında Tepebaşı Belediyesi’ne yönelik tartışmaların da hızla rafa kalktığına tanık olduk.

***

Şimdilerde ise mutlak butlan kararıyla ilgili tansiyon yavaş yavaş düşerken Tepebaşı Belediyesi’ne yönelik gerçekleştirilen operasyonla ilgili tartışmaların yeniden hararetlendiği görüyoruz.

Üstelik öyle böyle de değil; yerel siyaset, son birkaç günde deyim yerindeyse yangın yerine dönmüş durumda.

İlk kıvılcım AK Parti Meclis Üyesi Ali Semih Ünlü’den geldi. Tepebaşı Belediyesi’nin haziran ayı meclis toplantısında konuşan Ünlü, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun özür dilediği o tablo Tepebaşı’nı da kapsıyor mu? Kılıçdaroğlu sizden mi bahsediyor?” sözleriyle tartışmanın fitilini ateşledi.

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise Ünlü’nün ifadelerine, “Kılıçdaroğlu AKP’nin kayyumudur. Hakim misin, savcı mısın, kimsin sen? Kapatıyorum ben” sözleriyle tepki gösterdi.

Akabinde ise AK Parti meclis üyeleri ile meclise CHP’liler tarafından çağrıldığı öne sürülen bazı vatandaşlar arasında gergin anlar yaşanırken, Başkan Ataç tarafından meclis görüşmeleri apar topar sonlandırıldı.

***

Bu tatsız olayların ardından AK Parti cephesinden tepkilerin gelmesi elbette kaçınılmazdı.

AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, Milletvekili Nebi Hatipoğlu ve Tepebaşı Belediyesi AK Parti Grup Başkanvekili Mehmet Şimşek başta olmak üzere AK Parti kurmaylarının birbirinden sert açıklamalarına tanık olduk.

Ki sert dediğime pek de takılmayın, bana kalırsa az bile tepki gösterdiler.

Sonuçta:

Belediyeye yönelik önemli iddialar ve devam eden bir soruşturma ve yargı süreci var.

Meclis üyeleri derseniz, bu konuları konuşmak için oradalar. Asli görevleri bu.

Dolayısıyla bu konuyu meclis çatısı altında konuşmayacaklar da nerede konuşacaklar?

***

Gelinen noktada Başkan Ataç’ın konuyu kişiselleştirerek gereksiz alınganlık gösterdiğini söylemek mümkün.

Çünkü gerçekleştirilen operasyon çerçevesinde Başkan Ataç’ın şahsına yönelik herhangi bir iddia söz konusu olmasa da bu durum Sayın Ataç’a yaşananlardan kendisini soyutlama hakkını vermez. Nihayetinde hiyerarşik sistemde üst, astının yaptığı hata ve yanlışlara karşı da doğrudan sorumludur.

Kaldı ki sadece belediyelerde değil, kamu ya da özel sektörde faaliyet gösteren şirketler ile oda ve dernekler de dahil olmak üzere neredeyse tüm kuruluşlarda bu kural aynıdır.

Hal böyleyken Ataç’ın sergilemiş olduğu tavrı yadırgamadım değil.

Öz eleştiri yapmak, iddialarla ilgili bağımsız bir denetim kurulu kurmak, yaşananlardan üzüntü duyduğunu belirterek bundan sonraki süreçte daha şeffaf bir yönetim anlayışı sergileyeceğini söylemek bu derece zor olmamalı diye düşünüyorum.

Üstelik operasyonla ilgili sürecin henüz başındayız.

Nitekim daha şimdiden kılıçlar çekildiyse, önümüzdeki günlerde neler yaşanabileceğini kestirmek hiç de zor değil… .

Yorum sizlerin.

Bendeniz yarın yine buradayım.

Beklerim efendim…

GÜNÜN SÖZÜ:

Hayatta öğrenebileceğiniz en iyi derslerden biri nasıl sakin kalacağınızı öğrenmektir.

- Catherine Pulsifer