Sosyal medyama bir ihbar geliyor…
İddialar inanılmaz.
Önce onu vereyim.
“Özge hanım, iyi akşamlar
Sizin kaleminizin gücünü, haksızlığın üzerine nasıl balyoz gibi indiğinizi biliyorum. Bu yüzden, Anadolu Üniversitesi’nin karanlık koridorlarında yıllarca bizlere nefes aldırmayan, her adımında arkasındaki siyasi gücü bir kırbaç gibi kullanan o ismin, Galip Özsarı’nın hazin sonunu için yazıyorum.
Yıllarca kampüste astığı astık, kestiği kestik bir profil çizen, bizlere mobbingin en ağırını reva gören bu zat, Rektör hocanın tek bir imzasıyla tepeden tırnağa sarsıldı. O meşhur "dokunulmazlığı" bir gecede bitti; elindeki tüm yetkiler alındı ve daire başkanlığı kadrosundan fırlatılıp atıldı.
Vekilin Kanatları Kırıldı!
Bu operasyonun asıl patlayan bombası ise Milletvekili Ayşe Gürcan’dır. Kendi sağ kolunu, her işini yürüten, her sırrını bilen danışmanını bile koruyamadı. Bir vekil düşünün ki; üniversite üzerinde kurduğu o görkemli baskı tek bir hamleyle darmadağın oldu. Ayşe Gürcan, Galip’i kurtarmak için kapıları aşındırsa da, o çok güvendiği siyasi ağırlığı bu kez Rektörlüğün kapısından içeri giremedi.
Hani nerede o siyasi güç? Hani nerede o ulaşılamaz koruma kalkanı? Kendi adamını bile koltuğunda tutamayan bir vekilin, bu şehre ve bu üniversiteye söyleyecek hangi sözü kalmıştır?
Devran Döndü, Hesap Başladı
Bizler onun odasının önünden geçerken başımızı öne eğdiğimiz günleri unutmadık. Ama bugün devran döndü. Güvendiği dağlara kar yağmakla kalmadı, o dağlar üzerine yıkıldı!
Sizden ricam, bu sessizce kapatılmaya çalışılan skandalı, o vekilin içine düştüğü acizliği ve bir dönemin "korku öznesi" olan bu şahsın tasfiyesini en sert haliyle kamuoyuna duyurmanızdır. Hakikat er ya da geç ortaya çıkar; biz gördük, tüm şehir de duysun.
Saygılarımla,
Zulmü Unutmayan Bir Kampüs Mağduru”
İşte böyle…
Bazı ihbarlar vardır, okur geçersiniz.
Bazıları vardır, satır aralarında bir öfke, bir kırgınlık, yılların birikmiş hesabı hissedersiniz.
Bu da onlardan biri.
Anadolu Üniversitesi’nde yaşandığı iddia edilen gelişmelerle ilgili gelen mesajda tek bir kişinin adı geçiyor.
Galip Özsarı.
İhbarı gönderen kişi, yıllarca üniversite koridorlarında baskı gördüğünü, mobbinge uğradığını ve birçok çalışanın benzer duygular taşıdığını iddia ediyor.
İddiaların tamamının doğruluğunu bugün itibarıyla teyit etmek mümkün değil.
Ama ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var…
Galip Özsarı’nın kamu kurumlarındaki kariyer yolculuğu nasıl gerçekleşti?
Bu yazı bir kişinin geçmiş mesleğini tartışmak için yazılmıyor.
Çünkü gassallık bu ülkenin en zor ve en saygın mesleklerinden biridir.
Kimse yaptığı iş nedeniyle küçümsenemez.
Mesele başka.
Mesele liyakat.
Mesele kamu görevi.
Mesele devlet kadrolarında yükseliş süreçlerinin ne kadar şeffaf olduğu.
Çünkü vatandaşın sorguladığı şey şu…
Bir kişi hangi görevlere hangi kriterlerle getirildi?
Hangi sınavları geçti?
Hangi değerlendirmelerden geçti?
Hangi başarıları onu bir sonraki göreve taşıdı?
Bu sorular sadece Galip Özsarı için değil, kamuda görev alan herkes için sorulması gereken sorulardır.
Çünkü devlet kurumları kişilere göre değil, kurallara göre yönetilmelidir.
Bugün konuşulan konu yalnızca bir görev değişikliği değildir.
Bugün konuşulan şey, yıllardır siyasetin kamu kurumları üzerindeki etkisine ilişkin oluşan algıdır.
İddialara göre Anadolu Üniversitesi’nde önemli bir görev değişikliği yaşandı.
İddialara göre bazı yetkiler kaldırıldı.
İddialara göre daha önce güçlü olduğu düşünülen bir isim etkisini kaybetti.
Eğer bunlar doğruysa, asıl dikkat çekici olan şey görev değişikliği değil, bu değişikliğin yarattığı siyasi yankıdır.
Çünkü kamuoyunda oluşan yorumların önemli bir bölümü aynı noktaya çıkıyor:
"Acaba siyasi referansın gücü mü zayıfladı?"
İşte cevap bekleyen soru da budur.
Buradan hem Galip Özsarı’ya hem de AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan’a açık çağrıda bulunuyorum.
Sayın Özsarı;
Kamu kurumlarındaki kariyer sürecinizin tüm aşamalarını kamuoyuyla paylaşacak mısınız?
Görevlendirmeleriniz hangi kriterlere göre yapıldı?
Hakkınızda ortaya atılan iddialara neden ayrıntılı bir açıklama getirmiyorsunuz?
Sayın Gürcan;
Danışmanınızın kariyer sürecine ilişkin kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilmesini destekliyor musunuz?
Bu süreçlerde herhangi bir tavsiye, referans veya siyasi destek mekanizması işletildi mi?
Kamuoyunun merak ettiği tüm ayrıntıların açıklanmasını ister misiniz?
Çünkü sessizlik iddiaları ortadan kaldırmaz.
Sessizlik yalnızca yeni sorular üretir.
Bu noktada kazananın kim olduğu soruluyor.
Kimi insanlar rektör Yusuf Adıgüzel’in kazandığını söylüyor.
Kimileri siyasetin yani Ayşen Gürcan’ın kaybettiğini düşünüyor.
Kimileri ise sadece bir koltuğun el değiştirdiğini savunuyor.
Ve belki de bu hikâyenin en dikkat çekici tarafı tam da burada başlıyor.
Çünkü yıllardır ülkede kamu kurumlarıyla ilgili en büyük eleştirilerden biri, siyasetin gölgesinin kurumların üzerine fazlasıyla düşmesi oldu.
Eğer bugün Anadolu Üniversitesi'nde alınan kararlar gerçekten hiçbir siyasi baskıya boyun eğmeden alınmışsa, eğer görev değişikliklerinde tek ölçü kurumun menfaati ve kamu yararı olmuşsa, o zaman bu durum yalnızca bir personel meselesi olarak değerlendirilemez.
Bu aynı zamanda bir yönetim anlayışının da göstergesidir.
Rektör Yusuf Adıgüzel hakkında farklı görüşler olabilir.
Yaptığı her uygulamaya katılmak zorunda da değiliz.
Ancak bir üniversiteyi yönetmenin temel şartlarından biri, kararlarını dışarıdan gelen baskılara göre değil, kurumun ihtiyaçlarına göre verebilmektir.
Bugün kamuoyunda konuşulan tablo gerçekten iddia edildiği gibiyse o zaman Sayın Adıgüzel'in ortaya koyduğu tavır, kişilere değil kuruma bağlı bir yönetim anlayışının işareti olarak okunacaktır.
Çünkü üniversiteler siyasetçilerin değil, bilimin ve liyakatin alanıdır.
Hiçbir isim kurumların üzerinde değildir.
Hiçbir siyasi referans kamu yönetiminin önüne geçmemelidir.
Ve eğer bir rektör, makamının gereğini yaparak yalnızca kurumsal ölçütleri esas almışsa, bunun adı cesarettir.
Bugün Eskişehir'de konuşulan şey bir kişinin görev değişikliği olabilir.
Ama yarın hatırlanacak olan şey bir üniversitenin kendi iradesini koruyup koruyamadığı olacaktır.
Bu nedenle gözler şimdi iddiaların muhataplarında.
Cevap vermeleri gereken sorular var.
Fakat aynı zamanda kamuoyunun da not ettiği bir gerçek var.
Devlet kurumlarında asıl güç, kişilerin arkasındaki siyasi destek değil, hukukun ve liyakatin sağladığı meşruiyettir.
Eğer bu süreç gerçekten öyle yürütüldüyse, kazanan ne bir isimdir ne de bir makam.
Kazanan Anadolu Üniversitesi'nin kurumsal bağımsızlığıdır.
Rektörün imzası mı? Siyasetin gölgesi mi?
Özge Zaim
Yorumlar