Benim bu idealist duruşum, herkesten çok benim başıma bela; bunu bilir, bunu söylerim. Bazen taşın altını kazırım, isterim ki anlat arkadaşım, savun kendini savunabildiğin kadar, dökül dökülebildiğin kadar... Ama bak, yanlışına yanlış derim, ona göre.

Şimdi aslında şöyle başlamak lazım dostlar: Çok konuşmak iyi değildir, rakiplerinizin gözünde sizi küçük düşürür. Siyasette ulaşılmaz olmak her ne kadar menfi karşılansa da şüphesiz bunun bir itidali var.

Şehrin siyaset gündeminde bir türlü stabile dönemiyoruz. Son birkaç günün en önemli konusu, eski devlet hastanesinin yerine yapılacağı iddia edilen yeni devlet hastanesiydi. Hastane yıkılırken AK Parti il başkanı Zihni Çalışkan’dı, sonrasında Süleyman Reyhan. O dönem verilen müjdenin bugün hayata geçemeyişi bir tarafa, bir de hazineye devredilerek özelleştirilmesi Gürhan Albayrak dönemine denk geldi. Bu belki de ilk talihsizlik...

İkinci büyük talihsizlik ise böyle bir gündem ile basın mensuplarına verilen iftarın aynı güne denk gelmesi. Ve en büyük talihsizlik ise maalesef Sayın Albayrak’ın bu soruya, “Sizler gibi biz de Resmî Gazete’den öğrendik.” ifadesi oldu.

Önce kimse sormadan cevapladı bu soruyu, “Şimdi siz bana sorarsınız.” dedi. Ama sonra ben şöyle bir soru yönelttim: “Sayın Albayrak, bu durum sorun hâline gelmeden halledilemez miydi? Şimdi çok daha zor olmayacak mı?” dedim...

“Beceremeyiz.” demedi ama “Mücadele ederiz.” dedi. “Bütçe...” dedi, “Bizim şehir hastanemiz var ve şehir hastanesi olmayan şehirler var, önceliği onlara verebilirler.” dedi.

Peki burada fatura Gürhan Albayrak’a mı kesilmeli, bürokrasiye mi? Kim neyi atladı, neyi unuttu da bugün bir dönemin en önemli icraatı kocaman bir sorun olarak masanın üzerine bırakıldı?

Tam PTT Başmüdürlüğünün Eskişehir’de kapatılmasının çalkantıları durulmuşken, bugün neden bir de böyle bir vaat ülkenin ardına düştü?

Ben size nereye ne düştü anlatayım dostlar: İki senedir sıradışı bir gayretle çalışan Sayın Albayrak’ın tam da ayağının önüne birileri korkunç bir bomba attı... Umarım bunun sorumlularını iyi tahlil eder ve meselenin muhatabı olmanın tek tarafının iktidar partisinin il başkanı olması gerçeğini ifade edebilir...

O sahaya hastane gerçekten gerekiyor mu? Olmamışsa neden olmadı? Bunun bir takvimi vardı da geç mi kalındı? Birisi sessiz sedasız böyle bir senaryoyu organize mi etti, kimse anlamadı. Ama umarım Sayın Albayrak anlar...

Ben kendilerine naçizane bir tavsiyede bulunmak isterim: Dervişe sormuşlar, huzuru nasıl buldun? “Sustum.” demiş... Çünkü çoğu zaman susmak daha çok şey anlatmaktır... Susmak, birkaç adım geriye bakmak ve daha iyi tahlil etmek lazım...

Bunca emeği zayi eden aslında kim, görebilmek lazım... Hep önümüze bakmamak, arada bir sağa sola, hatta arkaya da bakmak lazım... Soruyu size herkes her yerde sorabilir; lakin savunamayacağımız şeyleri bize sorduranlara bakmak lazım...

Bugün Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ile alakalı iddialar hâlâ manşetlerdeki önemini korurken, hemen yanına yetişen bu mevzu ister istemez bu tarz soruların muhatabı olarak sizi basının karşısında zor duruma düşürecek...

Sahi, ne oluyor kurumlara? Ne yapıyorlar AK Parti il başkanına?..