Siyaset yapmak değil kadroda olmak bile güç demekmiş..
Hatta zehirlenmesi kaçınılmaz bir güç..
Efendim dün akşam gerçekleşen bir dost meclisinde bundan birkaç ay önce yaşanmış tatsız bir hadisede siyasi iradelerin, kimliklerin yani açıkçası tüm bu güç mengenesinin arasına kurumlar nasıl sıkıştırılmış bizzat örnekleri ile dinleyince hem çok şaşırdım hem çok üzüldüm.
Kurumsalda şahıs makamdan güç almamalı,
O makama güç katmalı.
Bu yılların ezberidir.
Lakin içi boş değildir.
Eğer bir kurum müdürünün kuruma makama güç katması bekleniyorsa iş yükünden haricen tarafa yorgunluğu olmamalıdır.
Gelin görün ki, bazı kurumların müdürleri inanılmaz yorgun.
Peki neden?
Efendim özellikle devlet memurlarının aktif siyasetin içinde olmaması, hatta şahsi olarak siyasi iradelerini yüksek sesle söylemeleri bile doğru sayılmaz.
Bu bir devlet terbiyesidir.
Zira orada şahsını değil kurumu temsil eder, devletin memurudur.
İşçi sınıfı bu kaidenin dışında tutulmuş ve gelin görün ki amirlerini bile esir alacak kadar siyasete sırtını yaslamış ve yerini sağlamlaştırmışlardır…
Bundan yıllar önce AK Parti’de dönemin İl Başkanının anlam verilemeyen bir ısrarı ile alt üst olan yönetmelikler adeta şahsi kaygılar ile değiştirilip işçinin aktif siyaset yapabileceği yönünde yolu açılmıştır.
Bunun insan ilişkilerinde yarattığı tahribat bir tarafa kurum müdürlerini de inanılmaz zor duruma sokmuştur.
Müdürlerin baş denetçileri Ankara’da değil yani hemen yanı başında.
O büyük masalarda arkalarına yaslanıp oturamıyorlar.
Siyasi güç dengesinin içinde bertaraf olmamak için taraf oluyor,
Dolayısı ile karşı tarafa da düşman oluyorlar.
Ve işte tam bu noktada bu baş denetçiler o karşı tarafın gözü kulağı oluyorlar.
Herkes onların farkında oluyor ama kimse şöyle bir öte git de diyemiyor.
Zira kurum değil sadece kapının hemen dışındakiler de aktif siyasetin içindeler.
Müdürler çaresiz ve diken üstünde..
İnanılır gibi değil dedim duyunca.
Bu durum çok acı..
Siyasetin değmediği siyasetten güç almayan kimse yok.
Hakkaniyet, adalet, aidiyet ve güven hele hiç yok.
Sen bunu duymamış mıydın dediklerinde,
“Duymasaydım iyiydi ama kondurmak dahi istemedim” dedim.
Üzüldüm….
Yemin ediyorum bel bağlanan insanlara bu denli urgan geçirilmesine çok üzüldüm.
Bir kuruma siyaseten bir güç ile kurum müdürü atatıp, hemen dibine yine aktif siyasetin içinden bir muhbir yerleştirilmesine çok üzüldüm..
İnsanların enerjisini buna harcamasına hele daha çok üzüldüm..
“İçeride kaç bardak çay içiliyor biz biliyoruz” diyebilen bir gücün merakının hizmet değil bu tür avaneler olmasına üzüldüm.
Dünyada baki değil iken, üç günlük dünyada güç diye sırtınızı yasladığınız mefhumun sizi soktuğu şu aciz ve acınası kimliğe üzüldüm.
İtibarın ömrü şahsi ömrümüzden uzun iken,
İnsanın kendine bile bunu yapabiliyor olmasından üzüldüm.
O kurumların duvarları bile üzgündür eminim..
Uzunca bir süredir uzaktım pek bir rahattım yaklaştıkça zul duydum ve gerçekten üzüldüm..