Büyükşehir Belediye Başkanı, ES TV’de katıldığı bir programda kendisine yöneltilen soruları yanıtladı.
“Sorulara yanıt” olarak söyledikleri gazete sütunlarında da genişçe yer aldı.
Programı izlemiş değiliz…
Söylediklerini gazetelerden öğrendik.
Aralarında “referanduma dair” tek söz yok.
Programda referandum ve Anayasa değişiklikleri ile ilgili olarak “bir şey söylememiş” olamaz.
Elbette ki bir şeyler söylemiştir.
Söyledikleri “dikkate değer” olmasa gerek ki gazetelere yansımadı.
Kulislerde konuşuldukları falan da yok.
Gazete sütunlarına yansıyanlar da kulislerde konuşulanlar da “parti içi meselelere dair”, daha doğrusu da Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’a yönelik olarak söyledikleri…
Bunda yadırganacak bir yan yok.
Öyle olması son derece doğal…
“Sürpriz” falan da değil…
Böyle söylemlerin öne çıkacağı, referanduma dair söylenilenleri gölgede bırakacağı baştan belli…
Büyükşehir Belediye Başkanı böyle olacağını bilmiyor mu?
Hiç bilmez olur mu?
Kendisi “basın dünyasına yabancı” değil… “Gazeteci kökenli” sayılır.
Dahası, her konuda olduğu gibi iletişim konusunda da herkesten çok daha fazla bilgi sahibi…
Söylediklerinden hangilerinin reyting yapacağını da hangilerinin “dikkate değer” bulunup öne çıkartılacağını da herkesten çok iyi bilir.
“Parti içi meselelere dair” olan, daha doğrusu da Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’a yönelik olarak söylediği sözleri nasıl bir etki yaratacağını çok iyi bilerek söyledi.
Sorumluluğu soruları soran arkadaşlarımıza yüklemeye çalışanlar, “ne yapsaydı, soruları yanıtsız bırakacak değildi ya” ve benzeri sözler söyleyenler olabilir.
Ancak ne söylenirse söylensin boşuna…
Böylesi gerekçeler herkes için “geçerli” olsa bile Büyükşehir Belediye Başkanı için kesinlikle geçerli olmazlar.
Söyledikleri “soruları yanıtsız bırakmama zorunluluğu” sonucu “istem dışı söylenmiş” sözler değiller. İsteyerek ve nasıl bir sonuç doğuracakları bilinerek söylendiler.
GÖLGEDE KALMA RAHATSIZLIĞI
Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’a yönelik sözler, bilerek söylendikleri gibi boşuna söylenmiş de değiller.
“Neden söylendiler” mi?
Kestirmek de zor değil…
Bunun için referandum sürecine ve “hayır oyu verilmesi” için yapılan çalışmalara bakmak yeterli.
Süreçte ve çalışmalarda öne çıkan isimler belli…
Listenin başında Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç yer alıyor.
Yer alması da boşuna değil…
Hem yüksek tempolu bir çalışma yürütüyor hem de “Hayır Platformu” olara tanımlanan oluşumlara büyük destek veriyor.
Bu, “referandumda hayır çıkmasını isteyenler” için “rahatsızlık nedeni” olamaz…
Gel gör ki “kişisel hesapları” öne çıkartanlarda rahatsızlık yaratabiliyor.
“Gölgede kalma rahatsızlığı” var.
Tıpkı 7 Haziran milletvekili genel seçimlerinden sonra olduğu gibi…
Denilmez ya… Haydi rahatsızlık duyulması için “neyse” denilsin.
O kadarla kalmıyor ki…
Rahatsızlık gizlenme gereği duyulmadan dışarıya da vuruluyor.
Dahası hiç olmayacak işler de yapılıyor.
7 Haziran milletvekili genel seçimlerinden sonra “gölgede kalma rahatsızlığı” ile yapılanlar henüz unutulmuş değiller.
Yıllar sonra elde edilen birinciliğin sevincini yaşamak varken neler yapıldı neler…
“Ölmeden mezara gömülme” hissi ile seçimlerden günler sonra attırılan “Başarının mimarı” manşetleri, Bademlik Köşkü’nde yapılan toplantılar, imzalanması istenen raporlar, genel merkeze heyetler göndermeler, örgüt operasyonları, itirazı olanları dışlama ve liste dışı bıraktırma çabaları ve daha neler…
“Başarının sevinci yaşatılmadı” dense yeridir.
Yapılanları yapan da kimlerle nasıl yaptığı da malum…
“Devre dışı bırakılan” da belli… Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç…
Ne Bademlik Köşkü toplantılarına katıldı ne düşünceleri soruldu ne de dışarıdan yaptığı uyarılar dikkate alındı.
Yapılanlara “ona rağmen yapıldı”, hatta “ona karşı yapıldı” demek yanlış olmaz.
Referandum sürecinde yine “gölgede kalma rahatsızlığı” var.
Şu an için “gizli ve açık engelleme” dışında bir “eylem” yok.
İşte böyle söylemlerle dışarıya vuruluyor.
İNCE TAKTİK
Büyükşehir Belediye Başkanı’nın TV programında söyledikleri arasında “yeni” denilebilecekler çok az… Büyük bölümü daha önce de defalarca söylenmiş sözler.
Söylemler aynı ama sergilenen tavır farklı…
Büyükşehir Belediye Başkanı artık “kavga” ya da “çekişme” için “yok öyle bir şey, basın kaşıyor” falan demiyor.
Tam aksine kavga ya da çekişmenin varlığını ortaya koyuyor, “müsebbip” olarak da Ahmet Ataç’ı gösteriyor.
Kendisi pozisyonu için de “ağabeylik” diyor.
“Ben niye taraf oluyorum. Parti içindeki klikler arasında ben daima dengede olmaya çalışıyorum. Bu klikler deyince Ahmet’i veyahut başkalarını kastetmiyorum. Yani benim pozisyonum abi pozisyonu aslında. Bu durumda kalmaktan da son derece mutluyum. Bir tarafı tutmam söz konusu değil…”
Söyledikleri böyle…
Kendisinin inanıp inanmadığı konusunda bir şey söylemek doğru olmaz…
Ancak, duyanlar için hiç de “inandırıcı” değiller.
Söylediklerinin gerçeği yansıtmadığının kanıtları oldukça fazla… Kapalı kapılar arkasında söyledikleri falan bir yana TV ekranlarından söyledikleri bile “kanıt” sayılır.
Söylediklerinde “doğru” olan yok mu?
Elbette ki var.
Hani “ben taraf tutmuyorum” diyor ya doğru söylüyor.
Taraflar onun “bilgisi ve istemi dışında” oluşmuş değil ki “taraf tutuyor” olsun… Kendisi “taraf”, hatta “taraf komutanı” konumunda…
Ahmet Ataç’ın programı izleyip izlemediğini, izlediyse ne yaptığını bilemiyoruz.
Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bir tahmini var.
“Sevgili Ahmet bu yayını izliyorsa kızıyordur söylediklerime…” diyor.
Dedik ya, bilmiyoruz ne yaptığını… Ama bir tahminde de biz bulunalım…
Eline 99’luk bir tespih alıp “ya sabır” çekmiş olabilir.