Atatürk, ekonomi ve sanayileşmede dünyaya örnek teşkil edecek önemli gelişmeler sağlamıştır. Yabancı şirketleri millileştirerek, ekonomide görülen yabancı tekelleri kırmıştır. İthalatta, gümrük vergilerini yükselterek, yerli üretimin yabancı mallarla rekabet edebilmesini kolaylaştırmıştır. Bugün, sanayimizin temelini teşkil eden, onlarca fabrika gerçekleştirildi.
1929-1938 yılları arasında ağır sanayi üretimi %152, toplam sanayi üretimi ise %80 artış göstermiştir. Kömürde %100, kromda %600, diğer madenlerde %200 artış olurken, demir üretimi sıfırdan 180.000 tona çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmıştır. Öyle ki, Türkiye dünyada krom üreticisi ve ihracatçısı ülkeler arasında ikinci sıraya yükselmiştir.
1938 yılına gelindiğinde 17 milyon nüfuslu Türkiye’de bütçe artık açık değil, gelir fazlası vermektedir. Şeker, çimento ve kerestede ülke ihtiyacının tamamı, yünlü dokumada ülke ihtiyacının yüzde 83’ü, pamuklu dokumada yüzde 43’ü, kağıtta yüzde 32’si, cam ve cam eşyada yüzde 63’ü ulusal tarım ve sanayi ile karşılanmaktadır.
Mustafa Kemal ATATÜRK ekonomi ile vaatlerini sözde bırakmadı. O’nun döneminde, her türlü imkansızlığa rağmen, 1924-1929 döneminde ekonomimiz ortalama %10,8’lik bir hızla büyüyerek, altı yılda kümülatif olarak %79’luk bir büyüme sergilendi. ABD ekonomisi ise 1924-1929 arasında ortalama %3,3 reel hızla büyümüştü.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde, ülkeyi bu çıkmazın içinden kurtarmak içinTBMM 1 Mart 1922'de,Türk devletinin ekonomik programının esaslarını, sanayi canlandırmak ve çağın gerektirdiği araçlara sahip olmak, ormanları iyileştirmek, toplumsal kuruluşları ve iktisadi girişimleri devletleştirmek, madenlerimizi işletmek, sanayi dallarını himaye etmek, Devletin ekonomik bağımsızlığını sağlamak için, her şeyden önce bütçeyi, ekonomik yapı ile uygun hale getirmek hedefler olarak belirlendi.
İzmir İktisat Kongresi’nde, “yerli malı kullanılması sağlanmalıdır. Teknik eğitim geliştirilmelidir. Hammaddesi yurt içinde olan sanayi dalları kurulmalıdır. Küçük imalattan büyük işletmelere geçilmelidir. Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulmalıdır. Özel teşebbüsün gerçekleştiremediği yatırımlar devlet eliyle gerçekleştirilmeli. Demiryolu inşaatı, programa bağlanmalıdır.Yabancıların kurduğu tekellerden kaçınılmalıdır. İşçilerin durumu düzeltilmelidir” kararları alınmakla kalmamış gereği de yapılmıştır.
İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar, yeni Türk Devleti'nin ekonomik politikasını belirlemiştir. Kongre, kendi öz kaynaklarımızla, büyük devletlerin yardımını almadan kalkınmamızı öngörmüştür. Kongrede "Misak-ı iktisadi" (Ekonomi Andı) kabul edilmişti.
Ekonomi andına göre de, Türk Milleti, milli bağımsızlığından ödün vermeyecektir. Ekonomik gelişmemiz ve kanunlarımız, milli bağımsızlığımız içinde sağlanacak, temel amaç ise siyasi bağımsızlık kadar, ekonomik bağımsızlığı da gerçekleştirmek olacaktı.
Ayrıca Mustafa kemal ATATÜRK, İzmir İktisat Kongresinde, ”Siyasi zaferler, ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, meydana gelen zaferler, kalıcı olamaz, az zamanda söner.." görüşünü sözde bırakmayarak gereğinide yapmıştır.
Ekonominin temeli olan tarımda, başarılı olmak için, her şeyden önce köylünün durumunu düzeltmek gerekmişti. Atatürk, bu durumun öneminişu sözleriyle belirtmiştir. "Türkiye'nin, gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üreticisi olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, mutluluk ve zenginliğe layık olan köylüdür. ".demiştir
Bu görüşünü de sözdebırakmadı. Köylüden ağır vergilerin kaldırılması, köylünün,maddi yönden güçlendirilmesi, köylünün üretim imkânlarının artırılması, köylünün bilgi seviyesinin yükseltilmesi, toprak sahibi olmayan köylülere toprak verilmesi gibi önemli uygulamaları da hayata geçirmiştir.
Türkiye, 1929 yılında, dünyada meydan gelen ekonomik krizden, Atatürk’ün ekonomik stratejileri sayesinde başarıyla atlatmıştı. 1929 yılında, bütün dünyayı etkileyen Büyük Buhran’ın etkisi, sermaye ve girişimcilik, yetersizliği nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti devletçilik politikası izlemeye başlamış, ciddi başarılar da elde etmiştir. Atatürk’ ün, "mutedil devletçilik" politika ve stratejileri, tıpkı 1929’da olduğu gibi son ABD ve AB ülkelerindeki ekonomik krizede çözüm olmuştur.
Yüce Önder Atatürk'ün aramızdan ayrılışından sonra Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin gerekleri istenilen düzeyde yerine getirilememiştir. Ülkemizin henüz Atatürk'ün öngördüğü amaçlara ulaşamamış olması bunun kanıtıdır. Üstelik Atatürk'ün iktisat anlayışını ve ülke ekonomisini ilgilendiren konulardaki görüşleri, çeşitli doktrin akımlara bağlama yanlışlığına da düşülmüştür.
Oysa Mustafa Kemal ATATÜRK, “ Türkiye’nin tatbik ettiği, devletçilik sistemi, on dokuzuncu asırdan beri sosyalizm nazariyecilerin, ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuştur. Türkiye’ye has bir sitemdir. “ demiştir.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün ekonomide imtiyazsız ve sınıfsız bir biçimde, topyekûn olarak bütün halkın refahını hedef almış, insanın maddi ve manevî değerlerini de daima ön plânda tutmuştur.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün, ekonomik kalkınma alanında dehası sayesinde, ekonomik kalkınma modeli geliştirmiş, uygulamış ve büyük ekonomik sonuçlar almış. Dünyanın ekonomik ve toplumsal kalkınmada geri kalmış ülkelerine bir kalkınma modeli örneği de olmuştur. Bu nedenle de dün olduğu gibi bugünde ve gelecekte de ülkemize ve dünya ülkelerine,Atatürk’ ün ekonomik kalkınma modeli,daima yol gösterici olacaktır.