Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da, Anadolu Üniversitesi’nin 2025 yılına dair çalışmalarının anlatıldığı bir basın buluşmasındaydım.

Açıkçası salona girerken aklımdan geçen şey çok tanıdıktı: “Bir üniversite neler anlatabilir ki?”

Ama dinledikçe, bu sorunun cevabının sandığımdan çok daha derin olduğunu fark ettim.

İşittiklerim bir sunumdan ibaret değildi.

Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in göreve gelişinin üzerinden geçen bir yıl gibi kısa bir sürede nelerin değiştiğini, nelerin dönüştüğünü ve daha da önemlisi nereye gidildiğini gösteren bir hikâyeydi bu.

Ve evet, etkilendim.

Bazı zamanlar vardır; bir üniversiteyi anlatmak için rakamlar yetmez.

O yıl açılan programlar, yayımlanan makaleler, imzalanan protokoller elbette önemlidir ama asıl mesele başka bir yerde durur: o kurumun nasıl bir ruh hâliyle yol aldığı.

2025 yılı için üniversiteyi anlatan şeyin yalnızca yapılan işler değil; yapılan işlerin ardındaki niyet olduğunu bir kez daha gördüm.

Eğitim alanında atılan adımlar, açıköğretimde gerçekleştirilen dönüşüm, dijitalleşmeyle sağlanan kolaylıklar… Hepsi bir ihtiyaca karşılık veriyor.

Daha ulaşılabilir olmak, daha anlaşılır olmak, daha çok kişiye dokunabilmek.

Anadolu Üniversitesi’nin sadece bir yılda bu kadar çok başlığı aynı anda hayata geçirmiş olması dikkat çekiciydi.

Açıköğretimde İktisat ve İşletme Fakültelerinin tek çatı altında toplanmasıyla başlayan yapısal dönüşüm, yalnızca idari bir düzenleme değildi.

Dijitalleşme sayesinde öğrenci işlemlerinde sağlanan kolaylıklar ve yaklaşık milyonlarca liralık tasarruf, kamusal sorumluluğun nasıl ciddiyetle ele alındığını gösteriyordu.

Yusuf Hoca bu rakamları dile getirdiğinde meselenin sadece ekonomi değil, akılcı yönetim olduğu çok açıktı.

Yeni kurulan Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi, açılan yüksekokullar ve 16 yeni program anlatılırken şunu düşündüm:

Bu, aceleyle büyüyen değil; nereye doğru büyüdüğünü bilen bir üniversite refleksi.

Lisansüstü kontenjanlardaki %65’lik artış da aynı şeyi söylüyordu: “Biz yüzeyde kalmayacağız.”

Uluslararası tabloyu dinlerken ise üniversitenin ölçeği daha net hissedildi.

117 ülkeden 9 bini aşkın uluslararası öğrenci, yüzlerce Erasmus+ anlaşması, Türk Dili ve Kültürü Önlisans Programı…

Bunlar kulağa hoş gelen başlıklar olmanın ötesinde, Türkiye adına sessiz ama etkili bir temsil biçimi. Bunun plansız bir açılım değil, uzun vadeli bir yönelim olduğu çok belli.

Ama beni asıl etkileyen ve bu yılı özel kılan bir başka şey daha var.

Anadolu Üniversitesi yalnızca ders anlatmıyor; dinliyor da.

Öğrencisini, akademisyenini, mezununu, kenti…

Bilimin yanında kültürle, sanatla, iletişimle beslenen bir üniversite profili ortaya çıkıyor.

Kampüs, sadece gelip gidilen bir yer değil; bağ kurulan, hatıra biriktirilen bir alan hâline geliyor.

Toplantı ilerledikçe aklımda şu cümle netleşti:

Bunların hepsi henüz ilk yılın içinde olmuştu.

Bir yıl bile dolmadan bu kadar çok başlığın hayata geçmesi, ister istemez insanı şunu düşünmeye itiyor:

“Peki ya önümüzdeki yıllar?”

Anadolu Üniversitesi’nin son bir yılı, ileride yapılacakların küçük bir özeti, bir fragmanı gibiydi sanki.

Ne yapılacağı kadar, nasıl yapılacağına dair de net bir fikir veriyordu.

Toplantıdan çıktığımda elimde çok sayıda not vardı ama zihnimde kalan şey tek bir duyguydu: güven.

Anadolu Üniversitesi, bugün sadece büyüyen bir üniversite değil; ne yaptığını bilen, hızla değil sağlamlıkla ilerleyen bir kurum görüntüsü çiziyor.

İstanbul’daki o salonda dinlediğim şey, bir yılın özeti değildi.

Bir yönün, bir anlayışın ve güçlü bir geleceğin sesi gibiydi.

Ve sanırım bazı üniversiteleri farklı kılan da tam olarak bu:

Daha ilk yıldan, anlatacak çok şeyi olduğunu hissettirmeleri.

Bu bütünlüğün arkasında ise tutarlı bir yönetim anlayışı var.

Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in döneminde Anadolu Üniversitesi, değişimi aceleyle değil; anlayarak, konuşarak ve ikna ederek hayata geçiriyor.

Her adımda “ne yapıyoruz?”dan çok “neden yapıyoruz?” sorusu hissediliyor.

Belki de bu yüzden yapılan işler geçici değil, kalıcı bir iz bırakıyor.

Bugün Anadolu Üniversitesi’ne bakınca şunu görmek mümkün:

Bu, sadece büyük bir üniversite değil.

Bu, anlatacak hikâyesi olan bir üniversite.

Ve bazı hikâyeler daha ilk yılında, nereye varacağını belli eder.