Ne kadar acı değil mi?
A Milli Futbol Takımımızın, 2026 Dünya Kupası D Grubu ilk maçında Avustralya'ya karşı aldığı 2-0'lık mağlubiyetin ardından Paraguay'a1-0 mağlup olarak turnuvaya veda eden ‘ilk takım’ olması…
Ve 14 Haziran’da başladığımız kupa mücadelesinin sadece ‘altı gün’ sürmesi.
Üstelik altmış dakika boyunca 10 kişi ile mücadele etmek zorunda kalan Paraguay gibi vasat bir takım karşısında bile tek gol atamadan kupa mücadelesine veda etmesi…
Peki kimlere karşı oynadık?
İspanya, İngiltere, Almanya, Fransa, Brezilya, Arjantin, Portekiz, Belçika, Hollanda…
Hiçbiri…
Bir dünya turnuvasında görüp görebileceğimiz en güçsüz rakiplerle oynadık.
Sonuç ise ortada.
***
Buna rağmen Paraguay maçı sona erdiğinde futbolcularımızdan biri “kendimizle gurur duyuyoruz” demez mi.
Olacak iş değil.
Son derece vasat olan her iki rakibimize karşı oynadığımız maçlarda toplasanız üç tane net gol pozisyonumuz yok, oyuncumuz çıkıp bir de alay edercesine bu sözleri sarf edebiliyor.
Bu da yetmezmiş gibi “ülkemizin 24 yıl sonra dünya kupasına katılmasını sağlayan da biziz” diyebiliyor.
Kusura bakmasın ama kimse sandıkları kadar balık hafızalı değil.
Sormak lazım: “Tarihte bir ilk olarak dünya kupasına katılabilecek takım sayısı 32'den 48'e çıkarılmasıydı” neyi sağlayacaktınız?
Üstelik kerameti kendinden bilen bu oyuncu, 13 yıldır Milli Takımın formasını giydiğini ve süregelen bu durumdan kendisinin de fazlasıyla sorumlu olduğunu unutmuş anlaşılan…
***
Aslına bakarsanız hatanın en büyüğü futbolcularımızla ilgili beklenti içerisine girenlerde. Yani bizlerde.
Hiç durmadan reklam filmlerinde boy göstersinler…
Prim kavgasına tutuşsunlar…
Maça çıkacakları son ana kadar sosyal medyada sörf yapsınlar…
Yetmedi, türlü renklere boyanmış saçları ve sıra dışı saç stilleri ile dikkat çekmeye çalışsınlar.
Nitekim tablo bu. Egolarına teslim olmuş bir anlayış, hepsi o kadar…
Diğer tarafta ise bu anlayıştan medet uman bizler…
***
Hal böyle olunca ister istemez; “ne günlerdi, hey gidi hey” diye iç geçiriyorum.
Aklıma Rüştü, Oğuz, Tugay, Feyyaz, Aykut, Okan, Hami, Rıdvan, Hasan Şaş, İlhan Mansız, Ümit Davala, Hakan Ünsal, Bülent Korkmaz, Nihat Kahveci gibi geçmişte ülke futboluna büyük emek vermiş olan futbolcularımız geliyor.
Azim, mücadele, efendilik, alçak gönüllülük…
Hepsi vardı.
Milli ruhu en iyi şekilde sahaya yansıtabiliyorlardı.
Gelin, bir de şimdikilere bakın…
***
Bu yazıyı turnuvadaki son maçımız olan ABD karşılaşmasına saatler kala yazıyorum.
Müsabaka artık bir formalite maçından ibaret olsa da ülkemizin temsili adına büyük önemi var.
Aslında sadece bu da değil, birer Türkiye sevdalısı olarak hepimizin bir teselliye ihtiyacı var.
Üstelik futbol konusunda uluslararası arenada kayda değer çok bir başarısı olmayan kolay bir rakiple karşılaşacağız.
Gelin görün ki karşılaşmayla ilgili hiç kimsenin zerre kadar umudu yok.
Belki işin en acı tarafı da bu efendim.
Umutlarımızı aldılar…
Bizim “şımarık” çocuklar…
Yorum sizlerin.
Bendeniz yarın yine buradayım.
Beklerim efendim…

GÜNÜN SÖZÜ:
Yıldızlarla çalışmak zor değildir. Asıl zor olan yeteneksiz olup kendisini yıldız sananlarla çalışmaktır.
-
Guus Hiddink