Hiç ‘meydan siyaseti’ diye bir kavram duydunuz mu dostlar?

Bakın bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaşadığı ve verdiği görüntü tamamen bu minvalde.

Ne kadar sürer bilinmez ama bugüne geleceği de bundan iki sene önce bile öngörülemiyordu.

Çünkü alt yapısı inanılmaz sağlam hazırlanmıştı.

Aslında hiçbir şey kısa sürede birden bire veya aniden olmuyor.

Çok evvelden başlayan bir süreç uzunca bir süre sümen altından dümen edilirken sona doğru görünür oluyor.

Vatandaş da zannediyor ki birkaç günde gerçekleşti.

Bunlar, sıradan bir parti mevzuları değil efendiler.

Bunlar, kapı zilinde ‘parti’ etiketi yazan koskoca devlet meseleleri…

CHP’nin şu yaşadıklarının hepsinin önce haberi geldi. Sonra işte, bize göre uzunca bir süre beklendi.

Halbuki zamanı en başından belliydi ve gerçekleşti.

Mutlak butlan ise de böyle oldu, Talat Yalaz’ın görevden alınması da…

Yani demem o ki mutlağın mutfağında büyük kazanlar kaynıyor.

Bugün gerçekleşen Cumhuriyet Halk Partisi Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz’ın görevden alınması ise beklenen bir gelişme olsa da en azından benim için müthiş bir insan manzarasıydı.

İnanan ve asla pes etmeyen bir inancın herkese ve her şeye rağmen dimdik duruşunu izledim.

Titriyordu, yutkunamıyordu ama inanıyordu.

Aynı fikirde aynı siyasi iradeye sahip olmayan ama insanı bilen herkes için etkileyici bir duruş.

Kendi el yazısı ile yazılmamış bir geleceğe müdahale etmek istedi Talat Yalaz.

Oysa mesele partinin geleceğinin yazılmış olması değildi.

Herkesin bir unvanı var tabii ama üslubu var mı?

Özgür Özel üslubu bu tarafın hoşuna gitmedi.

İmamoğlu güdümü bundan sonrası için kabul görmedi.

Ama bu anlayışa, açıkçası tahmin edilenden de uzun süre sahip çıkıldı.

Bence sonu çok da hesap edilemedi.

Bu keskin viraj alınamadı bu kriz Özgür Özel tarafından yönetilemedi.

Hep yazdım hep söyledim.

Talat Yalaz için bu mesele, il başkanlığından alınmadan ibaret değil.

Partiden de ihraç talebi var, hukuki süreç var.

Neden onca belediye başkanı AK Parti’ye geçerken yüzlerce partili istifa edip gizliden E-devlet’ten AK Parti’ye geçiş yaparken birkaç deli yürek yağmurda yürümeyi ya da panzerden sıkılan su ile ıslanmayı siyasi harikalık olarak gördü ve gösterdi. Kimse anlamadı hatta etkilenmedi de…

Bir Japon atasözü vardır ama Japonlar söyledi diye anlamlı değildir:

“Yanlış trene binerseniz en yakın istasyonda inin, inmek için ne kadar çok beklerseniz geri dönüş yolculuğu o kadar uzun olur.”

Ama tabii inmeyi düşünenler için böyle…

Kendisini direksiyonda görenler için değil.

Yani demem o ki ıslanmayı ve hortumla polisi ıslatmayı dik duruş olarak addeden anlayışın direnişini kimse ciddiye almazdı zaten.

Ama evet Talat Yalaz giderken etkileyiciydi, sarsıcıydı.

Geri adım atmadı, daha büyük cümleler kurdu, daha keskin bıçak gibi ifadeler kullandı.

Geçenlerde bir meslektaşım tokat gibi bir realiteyi kaleme almıştı:

Talat Yalaz, Gürhan Albayrak ya da hangi partinin il başkanı olursa olsun, bugününe çok güvenmemeli ve ciddiye almamalı.

Bugün onları alkışlayanlar yarın onların yerine gelenleri kutsarlar.

Ayşe Ünlüce AK Parti’ye geçse meclis üyesi olmak isteyenler kapısından ayrılmaz.

Aslında bugün çok belirleyici bir gün…

Bugünü değil de bugünden sonrasını daha dikkatli takip etmek lazım.

Bence örgüte de acımak lazım.

İnsanları yormadan hırpalamadan bir an önce netlik oluşturulmalı.

Yoksa örgüt, Talat Yalaz’dan daha çok sarsılır ve son kez titrer. Ama bu süreçte bence Eskişehir Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Jale Nur Süllü oldukça etkili ve dikkat çekici olsa da henüz Talat Yalaz’ın yerine yeni bir il başkanı bulunamadığı haberleri geliyor.

Ya da o kadar çok bulundu ki hangisinin olacağına karar verilemiyor.

Boşalan koltuğu isteyen çoktur şüphesiz ama bence artık bu süreçte kim otursa bence çok şeyi göze almış olması lazım.

Zaten dikkatinizi çekti mi bilmem Talat Yalaz titreye titreye gözyaşları ile veda ediyor ama yanında hiçbir vekil hiçbir belediye başkanı yok.

Daha şimdiden yalnız…

Bakın bu da ayrı bir siyasi pencere…

Bakmak değil, görmek mesele…