Hafıza en geniş arşivdir derim hep…
Bazı hafızaların tek başına göz ve beyin ile alakası yoktur.
Tamamen yürek ile hissiyat ile alakası vardır.
Dolayısı ile bu satırları elimi yüreğime götürerek yazıyorum.
Yıllardır kafamızda kalıplaşmış bir Doğu Anadolu kavramı var.
Bizim ama güya rahat rahat yaklaşamadığımız topraklar…
“Bu çoraklık ve kuraklık neden?” deseler
“Barut kokusundan ve dinmeyen kandandır” diye gönül dolusu anlatılır şüphesiz…
Kardeşi kardeşe kırdırmak cümlesi size ne anımsatıyor?
Haydi, ben size o en büyük hafıza arşivimden bir tanesini, sadece bir tanesini anlatayım.
Öyle çok geride de değil zaten…
Sene 2023.
22 Ocak.
Şırnak ve Siirt sınırları içerisinde yer alan Bestler Dereler bölgesinde çıkan bir çatışmada beş PKK’lı temizlenirken 16 yaşında köy korucusu olan ve tam 24 yıl o dağlarda köy koruculuğu yapan Nimet Encu da şehit düştü.
O şehidin cenazesinde oğlunun vakurlu ve dik duruşunu ölsem unutmam. Taşmak üzere olan gözlerini kontrol ederken, titreyen dudakları ile etrafa bakışları ile “Durun daha ben varım.” diyordu.
Bu çatışmanın tek acı tarafı bu değildi.
Öldürülen PKK’lı teröristlerden biri şehit Nimet Encu’nun öz yeğeni Evin Encu’ydu.
Bölgede dört yıl boyunca yaşayan biri olarak anlatayım ki aynı şeyi Osman Pamukoğlu da defalarca anlattı.
Köyleri basıp, köylüleri ahırlara kilitleyip, köylerden Türk askeri mevzilerine ateş açıp, saldırıya kayıtsız kalamayan Türk askeri birliklerini kendi topraklarını ateşe veriyor diyerek algılar yönettiler.
Kürtlüğü bir millet olma olgusundan uzaklaştırıp sadece terörizm ile mayaladılar.
İnsanlar ötelenmekten isimlerini değiştirdi ya da şivesi ile kendini ele verse de memleketinin o bölgede olduğunu söyleyemedi.
Oysa bu kürdün Türk’e düşmanlığı değildi.
Bir vücut en çabuk nereden hasta olur?
En zayıf yerden…
Eğitim, sanayii vs. en zayıf olan bölge o bölge olduğu için ve coğrafi olarak müsait bir zemin olduğu için devletin yüzüne gülen medeniyet sakızının mucitleri bizi o bölgeden tam 47 yıl boyunca yaraladı.
Ve tam 60.000 cana kıyıldı.
Az mı?
Tabii ki değil…
Peki, böyle devam mı etmeli?
Meseleyi gerçeklikleri ile tahlil edebilmek için ciddi bir check-up gerekiyordu.
Ve bence bugün gelinen noktaya ne üç günde geldik ne üç ayda…
Önce köpeğin tasması kimin elinde ona bakıldı.
Hatta kimlerin elinde?
Yıllarca o ipi tutanların, dağlardan ziyade şehir yapılanmasında devlete nasıl kastettiği, nasıl örgütlendiği ve nasıl organize ettiği…
Zannediyor muyuz ki teröristlerin hepsi dağda ve hepsinin elinde kalaşnikof var?
Hayır efendim… Birçoğunun elindeki silahı sanat adı altında edindikleri kitleyi peşinden sürüklemek…
İşte adım adım çözüldü, kör zannedilen düğüm…
Kolay olan belki ipi kesmekti.
Ama devlet yârdan da geçmedi candan da…
“Yâr da bizim can da…” dedi.
Dolayısı ile hemen feveran edip cam gibi kırılıp kesmeye gerek yok..
Bence sakin olup sessizce izleme ve itimat etme vakti.
Çalı taşlandı ve altından kimler çıkıyor alenen görüyoruz.
Şahsen şundan eminim.
PKK’nın silahlarını yakması sadece PKK terör örgütünün bitmesi değil.
Bu olgudan beslenen, her fırsatta sokakları işaret edenlerin de bitişi…
Yaşasın Türk Kürt kardeşliği,
Yaşasın memleketimin barış kokan güzel toprakları…
Ve yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…