Hatırlamak değil, hatırda olmaktır mühim olan…
Daha dün bir arkadaşım ile konuşurken şöyle bir cümle kurduk:
“Bir kağıt kesme makinesi gibi bu siyaset, kimleri öğütmedi ki…”
Kimler geldi, kimler geçti? Hatta geçmedi ya da geçmemek için ne gayretler içerisinde…
Efendim beni bilenler bilir.
Eleştireceksem de takdir edeceksem de kalemin ucunu biraz sivri açarım
Edebiyat bir mübalağa sanatıdır.
Hakkını verdiğimi düşünüyorum :)
Ya da bu gayretten vazgeçmiyorum diyelim. Ve birçok edebiyatçının, herhangi bir meziyeti ile öne çıkan sanatçı, gazeteci vs. özellikle imtina ettiği siyasi irade, kanaat, değerlendirme gibi girişimlerden de nasıl bir yürek yemiş isem asla geri durmuyorum ve gocunmuyorum.
“Ben buyum, rengim de bu.” diyorum.
Gelin görün ki bu çoğu zaman, hatta illa ki birilerinin işine gelmez.
Neyse, mevzumuz ben değilim.
Ama hep birilerinin mevzusuyum :)
Ama istiyorum ki bugün biraz daha tatlı ve yapıcı konuşsun bu kalem.
Hesabım falan yok, hiç olmadı. Bilenler bunu da çok iyi bilir…
Siyasette ‘kadın’ öznedir..
Ve bu cümle öyle laf olsun diye söylenmez.
Hakikaten öznedir.
Bugün şöyle bir düşündüm.
Eskişehir özelinde AK Parti’de yüz ağartan o AK kadınlar kimlerdi?
İtiraf edeyim daha önce hiç duymadığım birkaç isim de düştü önüme ve bilmiyor olmak tamamen benim ayıbım ve kendi karşımda, kendim bile mahcup oldum.
Nuran Beyazateş… AK Parti Kurucu İl Kadın Kolları Başkanı.
Ne büyük ne mukaddes bir başlangıç… Hanımefendi ile hiç tanışmadım ama AK Parti’nin kuruluşunda ona emanet edilen bu sorumluluk hasebi ile kendilerine minnettarım.
Sonrasında Eskişehir’in efsane kadın siyasetçisi...
Bir üstadım beni kendilerine benzetir ve gurur duyarım.
Ülker CAN…
Ülker Abla da benim gibi lafını budaktan esirgemez, diktir.
Öyle ki genel merkez ve Sayın Cumhurbaşkanımız da bu yüreği fark etmiş olacak ki kendileri hem genel merkez kadın kolları başkanlığında görev almış hem de bizim 24. dönem Eskişehir milletvekilimizdi.
Ayrı bir mahbubiyet beslerim Ülker Can ‘a.
Fecir Üçkaya…
İsmin mahiyeti silkeledi beni.
Fecir Başkanım ile de tanışmıyorum ama sosyal medyada aradım karşıma muazzam eserler çıktı.
Bu meziyetleri olan bir sanatkarın eli, dili ve yüreği ile birleştiğinde siyasete kattıklarına şüphesiz hayran olunur.
Saygı ve muhabbet ile…
Ceyda Akşen…
Bazen tanıştıklarımı da unutuyorum. Herkesten çok özür dilerim. Bu, her gün yeni insanlar tanıyor olmanın verdiği bir çürüme…
Ceyda başkanımın da resmine baktım, sanki tanıyorum ama çok da emin olamadım. Araştırdım, gıyabında çok müsbet ve nezih ifadeler duydum.
Dolayısı ile hem muhabbet hem gurur duydum. Var olsun.
Özlem Yalçın…
İşte ben tam da bu dönem geldim Eskişehir’e.
Sert bir rüzgâr gibiydi Özlem Yalçın.
Bana, önce ona tepki gösterenler denk geldi.
Elime tutuşturulan şikâyet mektupları vs.
“Asla bu vebale ortak olmam.” dedim.
“İlla ki seveni de vardır.” diyerek kendim araştırdım.
Sert evet ama ciddi disiplinli bir başkan…
Kadınları toplamak ve idare etmek kolay mı?
O da kendi tarzında bir otorite kurmuş, esmiş, gürlemiş ve bazılarının işine gelmemiş.
Ama ben yine de fethettiği ciddi bir kitle olduğunu da düşünüyorum.
Bir de ben şık hanımları severim, biraz şekilciyim. Özlem Yalçın hakkını veriyordu, şimdi biz de hakkaniyetli olalım.
Ne yersiz bir cümle oldu “Hakkaniyetli olalım.”
Zaten hep böyle olduğumuz için de biz de Özlem Yalçın döneminde olduğu gibi birilerinin işine gelmedik.
Ama bakın Sayın Yalçın’ın en büyük eleştiri aldığı nokta “Kim benim hakkımda ne düşünüyor? Arkamdan ne diyor?”
Tüm o nüfuzu alt üst etmişti bu sebeple.
Neyse rüzgâr dindi, mevsim değişti derken Özlem Ünalır…
Kahve davetlerini severdi Özlem Ünalır.
Gitmekten bahsetmiyorum.
“Çağırın gelsin, kahve ikram edelim.” güzellikleri ile bilinirdi.
Siyasetçi olan gider aslında ziyarete, hatta kahveye ama makam odasının ona verdiği güç ile yine de tatlıydı.
“Samimi değildi.” diyemeyiz Allah sorar.
Samimi, hatta zeki…
Ama işte “Neredeyim? Ne yapıyorum? Beni buraya kim getirdi?” heyecanını bir türlü sakinleştiremedi ve bu durum da ona çok hata yaptırdı.
Ama yine de sakin, musalli bir hanımefendiydi.
Hali hazırda meclis üyemiz ama listede.
Mecliste de çok gereksiz bir sakinlik içinde…
Orada “Ben nereye geldim?” şaşkınlığı hakim gibi ama ‘hanımefendilikten’ mütevellit galiba pek sesi soluğu çıkmıyor.
Ve Feriha Ertorun…
Ben öncesinden de tanırım Feriha Başkan’ı.
Ama başkan olmayan, samimi Feriha Hanım’ı…
Başkan olunca yeniden tanıştık.
Birçok kişi yeniden tanıştı.
Eskiden içeride ciddi bir kaos olurdu ve duyulurdu. Oturduğunuz yerde kırk ayrı kapıdan duyardınız.
Feriha Başkan döneminde kadın kolları özelinde tek duyduğumuz “Kanım uyuşmadı.” deyip kendi getirdiği, öve öve bitiremediği ilçe kadın kolları başkanlığı değişiklikleri…
Ama içeride kıyamet kopsa da duymuyoruz Allah var. Arada bana takar “Niye böyle tweet attı?” der ama bilir ki ben geri adım atmam ve mutlaka bir bildiğim vardır :)
Yine de bu stabil siyaset anlayışı biraz Siyasi ve Hukuki işler Başkanı Sema Kurtay marifeti gibi geliyor.
Sema Kurtay, siyasetin dersini verecek kadar iyi bilir.
Mevcut kadroda en ehil olandır diyebilirim.
Önden bakar, arkayı görür.
Cümle başlar, o içinden tamamlar.
Ama bana göre hiçbir zaman yeterliliği ve marifeti, olması gerektiği kadar değerlendirilemedi.
Siyaset, başarılıları ya da başarı potansiyeli olanları hep geride tutar malum.
En acı gerçek…
Şimdi gelelim benim bizzat tanıdığım ve ışığı gözümü alan o yüz akı kadınlar…
İl başkanı olmak değil marifet.
Temeli beslemek…
Nazmiye Tanışman…
Önceki dönemde Odunpazarı ilçe kadın kolları başkanımızmış.
Meğer ne yürekler fethetmiş. Gıyabında hep takdir hep minnet…
Taltif kısmı nedir bilmem ama başkanım şu anda Yunus Emre Gençlik Merkezi’nin müdürü ve orası adeta bir kültür merkezi gibi o kadar aktif ki…
Kapıları sadece açık bir kurum değil.
İçerisi inanılmaz çalışmaların olduğu bir fuar alanı gibi.
Lale Şahin vardı bir dönem.
Gördüğüm, tanıdığım en renkli başkandı.
Hanımlar oynamayı sever deyip matine düzenlerdi.
Siyaseten pek bir başarısı olmasa da sosyal işlerin önemli, başarılı başkanlarındandı.
Sosyal işlerin işini, başkan olarak kendi yapardı zira başka bir dil de bilmiyordu.
Ama ‘insan’ demek sosyal hizmet demektir ve insan merkezli siyasette de bu çok da yanlış bir yol sayılmaz.
Sevda Şenoturan…
Ben hayatımda daha sakin kriz yönetebilen bir siyasetçi görmedim. Nerede ne söyleyeceğini bilen, şahsını değil savunduğu davayı ve değeri hep kendinden önce ve önde tutan müthiş güçlü ve bir o kadar da samimi….
Cevahir Manas…
Milletvekili aday adaylığı döneminde tanışmıştık.
Samimidir, güzeldir ve demiştim ya “Ben biraz şekilciyim, özenen hanımları severim.” diye. Cevahir Hanım da bu partinin penceresinde en şık duran çiçeklerden biri bence.
Bir de şu dillere destan Volkan Doğan ekibini es geçemeyiz.
İki önemli ismi kaleme alalım istiyorum.
Nazan Ertural Yıldız…
Ne yapsak da daha öne alamadık, ikna edemedik Nazan Başkan’ı.
O hep “Ben sahada olacağım.” dedi.
“Yemeyeceğim, uyumayacağım, kapı kapı gezeceğim. İlla ki çok daha fazla yorulacağım ama sahada olacağım.”
Oya gibidir, saygılıdır ve ciddi emeği vardır. Hâlâ da olmak istediği yerde, sahadadır.
Partinin Hatice ablası…
Hatice Kozan…
Umman gibi ilmi vardır Hatice Kozan’ın.
Şu siyaset okullarında ders verse, bu hanımlar belki de en donanımlı hocadan en doğru siyaset dersi alırlar.
Ama tersi pistir. Bana benzer hak edilmezse de hatır için beş vermez, sıfırı basar.
Başka bir Hatice abla geldi aklıma yazarken,
İstemsizce duygulanıyorum onu anarken:
Hatice Kaya…
KADEM’in Kurucu İl Başkanı, AK Parti’nin Genel Merkez Kadın Kolları Koordinatörü.
Genel merkez hakikaten istifade edilebilecek hanımları tam zamanında ve olması gerektiği yerde öyle güzel konuşlandırıyor ki Hatice Kaya da bizim en güzel yüz aklarımızdan.
Ve onun talebesi diyelim ama aslında daha çok yol arkadaşı, bayrağı onun elinden alıp yere eğmeyen, eğdirmeyen, daha yükseklere taşımaya yeminli Mehtap Özkaya…
Murat Canözer döneminin en şık en sağlam kapı kilididir Mehtap Hanım.
Siyaseti de bilir, liderliği de ve siyasetin öznesi hanımları da…
Hâlâ yılmadan hizmet eden ve AK Parti genel merkezin en güzel teveccühlerindendir.
İsimler, isimleri hatırlatıyor bana.
Cahide Bostan…
Ben kendisini tanımadan uzunca bir süre ismini duydum.
Ama hep övgü ile…
Herkesin birbirine acımadan, adeta biçtiği AK Parti’de Cahide Bostan ismi her gönülde aynı idi.
Herkes onu önde görmek istiyor ama o ikna olmuyordu.
Müthiş bir gayret ile muazzam bir iz bırakmış ve herkes arkasından bakakalmış.
Şimdi bence siyasetten daha güzel bir zeminde, KADEM’de aynı fethe devam ediyor.
Hatta belki siyasetten daha bile etkili ve güçlü varlık gösteriyor.
Pınar Turhanoğlu…
Vallahi avukatım diye şıklık yapmayacağım.
Ama şık şimdi her haliyle.
Bir kere siyasi donanımı ile ki AK Parti genel merkez de bu donanımı harcamadı ve kendisini koordinatör olarak atadı.
Yıllardır siyasetin içinde.
Sessiz, sakin, mesafeli…
Müthiş bir yüz akı…
Geçelim mi yüzlerce AK kadından, yüz akından, bugünlerin en çok göğsümüzü kabartan o hanıma…
Tabii ki Zeynep Güneş Akgün…
Mihalgazi Belediye Başkanı.
Zannediyorsunuz ki onu sıra dışı yapan şalvarı ve beyaz örtmesi…
Hayır.
İnsanlar kıyafetleri ile karşılanır, fikirleri ile uğurlanır evet. Dolayısı ile Zeynep Başkan’ın siyasi ilmi kitap yazdırır, ders diye okutulur.
Saygı duymayan da o başarıdan başı döndüğü için ve gerisinde kalacağı için duymaz.
Bugünlerin en belirgin yürek birlikteliğidir, aynı duaya amin dediğidir Zeynep Başkan.
Artık yeter değil mi?
Adeta kendimi aştım ve benden hiç beklenmeyecek bir performans ile AK Parti’nin öne çıkan Eskişehir siyasetçilerini kendi olduğum yerden biraz tatlı değerlendirdim.
İnanın daha çok var.
Çok kıymetli, çok başarılı, çok ümitvar olunan yüz akları…
Ama belki başka bir yazıda…
Bu davanın ‘evi’ teşkilatlar…
Anneleri de siz hanımlarsınız.
Ve kim ne derse başarı ise de sizin, başarısızlık ise de sizin eseriniz.
Bu çok ciddi bir sorumluluk belki ama kaçınılmaz bir gerçek.
Ne insanlar var parti kuruldu kurulalı kendisine vazife verilsin istiyor ama genel merkez öyle ince tahlil ediyor ve fark ediyor ki…
Dolayısı ile bu sorumluluk aynı zamanda çok değerli bir lütuf…
Kendinizin, değerinizin, takip ettiğiniz çizginin, savunduğunuz değerin alimi olun ve “AK Parti’nin hanımları…” diye başlayan her cümle muhakkak apak bitmeli.
Bugünlük bu kadar…
Devamını siz bana yazdırın ben de gururla kaleme alayım.
Unutmayın ben her zaman gördüğüm resmi KORKMADAN yazarım.
Kendi kalitesini belirleyen kim olursa olsun hayranım,
Ama kendini pahalıya servis eden ucuz insanlara üzülürüm..