Kadınlara özgü bir günün var olması düşüncesi ilk kez, 26-27 Ağustos 1910'da Kopenhag'da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında, ortaya atıldı ve kabul edildi. Birçok ülkede her yıl kutlanmaya başlandı.
Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1800'lü yıllarda, bir tekstil fabrikasında, daha iyi çalışma koşulları için greve giden kadın işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında fabrika önünde kurulan Larikatlardan kaçamayarak ölmeleriyle gündeme geldi.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 16 Aralık 1977 tarihinde kabul edilmiş, ABD’de başlayan Kadınlar Günü kutlamaları, zamanla dünyaya yayılmıştır.
Ülkemizde Kadınlar Günü, ilk kez 1921 yılında, "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda ise kutlamalar, kapalı mekânlardan sokaklara taşındı.
Türkiye, cinsiyet eşitliği bakımından, dünyada karnesi pek de parlak olmayan ülkelerden biridir. Oysa Türk toplumunda, kadın erkek konumu eşitti. Geçmişte, Devlet yönetiminde, Hakan ile Hatun'un, ortak karar verdikleri biliniyor. Bir yazılı emre yalnızca, " Hakan emrediyor ki “sözleriyle başlamak, o emre boyun eğmemek için geçerli bir nedendi. "Hakan ve Hatun emrediyor ki" ifadesi, buyruğun geçerli olduğunu gösteriyordu.
Hakan, tek başına bir elçiyi kabul etmiyordu. Şölenlerde, kurultaylarda, ibadetlerde, ayinlerde savaş ve barış meclislerinde, Hakan ve Hatun birlikte yer alıyorlardı. Zamanla Türk kadının, her alanda olduğu gibi tarihteki bu konumdan çok uzaklaştırıldı.
Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde, Türk kadını, siyasi haklarını, Batılı ülke kadınlarından çok kolay elde etti. Türk Kadını, 3 Nisan 1930'da belediye seçimlerine katılma, 5 Aralık 1934'te milletvekili seçme ve seçilme hakkını verdi. 1935'teki ilk seçimlerde, TBMM' ye 18 kadın girdi. Ancak Atatürk’ten sonra alınan bu haklar, arzu edilen boyutta siyasi platforma yansımadı.
Avrupalı kadınlar Türk kadınlarından sonra siyasi haklarını çok daha geç elde etmelerine rağmen, meclislerinde daha fazla sayı ile temsil ediliyorlar. Nitekim İsveç’te bu oran yüzde 40.4, Norveç’ de yüzde 36.6, Danimarka’da, yüze 33.71, milletvekili var. Türkiye’ de bu oran çok düşüktür.
Türk kadınının ne batılı, ne de doğulu hemcinslerinden farkı yoktur. Kadınlar, iş yaşamının, her kademesinde aktif olarak çalışıyorlar. Pek çoğu da başarılı kariyer çizgisine sahiptir. İlginç olanı, Türk toplumunda, bu kadar kadın çalışmasına rağmen tepe yönetimlerde çok az sayıda kadın olmasıdır.
Türk kadını, her alanda görev almalıdır. Çünkü Türk kadını oldukça donanımlı, hazırlıklı; bilinçli ve kadın olarak her göreve taliptir. Yaşadıklarını ve yaşananları sorgulayarak ve bunlardan ders çıkartarak, kendi çocuklarının da bu bilinçte yetiştirerek, üst düzey görevlere taliptirler. Elbette erkek egemen bir dünyada, bunu başarmaları çok zordur.
Ayrıca Mustafa Kemal ATATÜRK, "Zaman ilerledikçe, ilim geliştikçe, medeniyet dev adımlarıyla yürüdükçe; hayatın, asrın bugünkü gereklerine göre evlat yetiştirmenin güçlüklerini biliyoruz. Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye, eski devirlerdeki gibi basit değildir. Gerekli özellikleri taşıyan evlatlar yetiştirmek, pek çok özelliği şahıslarında taşımalarına bağlıdır. Bu sebeple, kadınlarımız, erkeklerden fazla bilgili en daha çok aydın daha çok feyizli daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar.” demiştir.
Forbes Dergisi’nin haberine göre koranavirüsüne karşı en büyük başarıyı kadın liderlerin yönettiği ülkeler (Almanya, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç, Tayvan ve Yeni Zelanda) göstermiştir. Tüm bu gelişmeler, kadınların ekonomi, siyaset, sosyal yaşam, yönetim vs. hayatın her alanında çok önemli katkılar sağladığını ve bu kaynağın daha doğru bir şekilde sisteme entegre edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Bugün kadınlarımız için en önemli sorun kadın cinayetleridir. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verilerine göre 2008-2019 yılları arasında toplam 3.185 kadın öldürülmüştür. 2023 yılında 453, 2024 yılında 420 kadın cinayeti işlenmiştir. 2025 yılının ilk 11 ayında ise 267 kadın cinayeti, 82 şüpheli ölüm gerçekleşmiştir
Kadın cinayetleri, insan hakları ihlali ve toplumsal bir sorun olarak mutlaka durdurulmalıdır. Kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran zihniyetle mücadele edilmeli, İstanbul sözleşmesi de tekrar hayata geçirilmedir. 6284 sayılı kanunun etkin uygulanmalı cezalar caydırıcı olmalı ve eğitim ön planda tutulmalıdır.
Her türlü zorluğa ve soruna rağmen kadınlar, cefakâr ana ve eş olarak saygın bir yere sahiptir. Ailenin de temel direği, kültürün taşıyıcısı, eğitmen ve ekonominin aktif bir parçası olarak da toplumun mimarlarıdır. Nesillerin yetiştirilmesinde ve üretimde kilit rol oynayarak, toplumsal kalkınmayı, gelişimi ve medeniyet seviyesini de doğrudan etkilemektedirler.