Sağlık alanında kalite, diğer hizmet sektörlerinden farklı olarak öncelikle hasta bağlamında hasta yararına olabilecek en uygun tedavinin, en uygun zamanda ve en uygun araçlarla yapılması ile hastaların sağlıklarını geri kazandırmak olarak nitelendirilebilir.

Dünya Sağlık Örgütünün tanımladığı “Sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil; bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir.” ifadesi aslında sağlık alanında verilen hizmetlerin bu tanımı karşılayacak şekilde planlanması ve sunulması gerektiğini de bir yönüyle vurgulamaktadır.

Eskişehir’de sağlık hizmetlerinde, hizmetlerden yararlanma olanakları artırılmaktır. Sağlık hizmetleri, sağlığın korunması ve geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, hasta olan kişilerin erken dönemde teşhis ve tedavisinin yapılması, bireylerin mutlu ve uzun bir yaşam sürmelerinin sağlanması için imkânlar ölçüsünde hizmet verilmektedir.

Ülkemizde gerçekleştirilen şehir hastaneleri olarak adlandırılan sağlık kampüslerinde, kadın doğum, çocuk, ortopedi, kalp damar, onkoloji, rehabilitasyon, psikiyatri gibi özel dal hastaneleri ile diğer genel hastanelerin yer aldığı sağlık kampüsleri il/bölge ihtiyaç ve beklentilerini karşılamak üzere kampüsler şeklinde organize edilmiştir.

Valilerimizden Sayın Azmi Çelik, 600 yataklı Yunus Emre Devlet Hastanesi ve bölgenin, en büyük devlet hastanesi olan Eskişehir Şehir Hastanesi, inşaatlarında inceleme yaptıktan sonra, “ Bin 81 yatak kapasiteli, Eskişehir Şehir Hastanesi ve yatırımlar, bittiği anda, bölgede Eskişehir’ in sağlık merkezi haline geleceğini” söylemişti.

Elbette sağlık sektöründeki gelişmeler memnuniyet vericidir. Ancak çözüm de değildi. Çünkü Türkiye’ de, “KORUYUCU HEKİMLİK” ön planda tutulmadığı sürece, “TEDAVİ EDİCİ HEKİMLİK” ve hastane yapmakla sağlık sorunlarına çözüm bulmak mümkün değildir.

Türkiye’de yıllardır, sağlık hizmetlerinin odak noktası, “ KORUYUCU HEKİMLİK” değil de, tedavi edici hekimlik oldu. Oysa DSÖ ve gelişmiş ülkelerde, sağlık, genel bakımın, sadece bir parçası olarak algılanıyor. Beslenme, eğitim barınma ve temiz su içme ve kullanma suyu gibi öğelerin, sağlığın minimum ön şartları olarak kabul görüyor.
Türkiye’de sağlık hizmetlerine, politik ve ideolojik yaklaşım, siyasi iradenin arzu ettiği şekilde oldu. Bilimsel veriler ve ülke ihtiyaçları, sürekli göz ardı edildi. Dünyada, sağlık literatüründeki gelişim ve değişimlere ise yeteri kadar itibar edilmedi.

O nedenle de sağlık sorunlarına, çözüm bulunamadı. Hasta sayısı, her gün arttı. Nitekim ilimizde Devlet hastanelerine, o kadar talep var ki, merdivenlerde çıkmak veya inmek, büyük zorlukla yapılıyor. Günde 6000 civarında hastaya, poliklinik hizmeti veriliyor.

Elbette bu kadar hastanın, ESOGÜ Tıp Fakültesi ve Devlet Hastaneleri’ne, müracaat etmesinin en büyük nedeni hasta memnuniyeti yanında, ülkemizde sevk zincirini gerektiği şekilde, hayata geçirilememesi ve ülkemizde, “KORUYUCU HEKİMLİK” alanında ilgili tedbirlerin, yeteri kadar dikkate alınmamasından kaynaklanmaktadır.

Öte yandan, sağlık sektöründe, hizmet kalitesi, hem sağlık kurum/kuruluşu, hem de hastalar için önemlidir. Hastanın, istek ve beklentileri, hizmet kalitesini değerlendirmekte önemli faktördür. Sağlık hizmet kalitesinin, tanımlanması, zor olduğu kadar, ölçülmesi de çok güçtür. Ancak sağlık sektöründe, hasta perspektifi, özellikle de memnuniyeti, hizmetin kalitesinin en önemli belirleyicisidir.

1960 yılların başından itibaren, sağlık alanında, yapılan yasalarla birlikte sevk zinciri uygulanması zorunlu olan, unsur olarak hata geçirilmek istendi. Ancak çeşitli yaklaşımlar nedeniyle bugüne kadar bir türlü uygulanması mümkün olmadı.

Kasım 2008 yılında, sevk zinciri, pilot olarak uygulamaya geçirilmiş, ancak başlayan sevk zinciri uygulamasının, alt yapısı tam hazırlanmadan, uygulamaya geçmiş olmasıyla beraberinde birçok aksaklığı da birlikte getirmiştir. Bunun üzerine, Sağlık Bakanı, tarafından yapılan inceleme neticesinden, uygulamadan vazgeçilmiştir.

Aslında hem vatandaşın, daha kaliteli sağlık hizmeti alması, hem de sağlık kaynaklarının daha etkin ve ekonomik kullanılması için, sağlıkta sevk zinciri bir zorunluluktur. Ancak uygulamayı başlatmadan önce, bazı düzenlemeler yapılmalıdır

Bugün ülkemizde ve Eskişehir’de, Aile Hekimine düşen hasta sayısı 3500-4000 civarındadır, bu sayı gelişmiş ülkelere göre, çok fazladır. Oysa gelişmiş ülkelerde, Aile Hekimine bağlı hasta sayısı 1000 ila 2000 arasında değişmektedir.

Ayrıca araştırmalara göre, hastanelerde verimliliğin iyileştirilmesinde ileri teknolojiden yararlanma, zaman yönetimi, nitelikli personel istihdamı, katılımcı yönetim felsefesi ve etkin maliyet yönetiminin en önemli faktörler olduğu gözlenmektedir.

Türkiye’de sağlık sektöründe, kaynakların dağılımındaki dengesizlikler, hastane ve sağlık personeli sayısının yetersizliği, çalışma koşullarının zorluğu ve hasta sayısının fazlalığı, sağlık sektöründe çalışanlarının ücretlerinin yetersizliği gibi ciddi sorunların bir an önce çözümü, sağlık sektöründe çalışanların hasta ve hasta yakınlarının memnuniyetini artıracaktır.

Ülkemizde sağlık sorunlarının çözümü içinde, sağlık sektöründe toplum katılımı, sevk zinciri ve koruyucu hekimliğe, önem veren ve bunu vaatlerde bırakmayıp, uygulamaya geçiren, bir uygulamanın egemen olması durumunda, sağlık sektörün de sorunlar çözülecek , “KALİTE” ve “VERİMLİLİK” de sağlanmış olacaktır.