Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği’nde beklenen gün sonunda geldi.
Benim için sürpriz olmadı.
Hatta son dönemde en çok kurduğum cümlelerden biri şu oldu:
“Ben demiştim.”
Biliyorum…
Bu bazen itici gelebiliyor.
Ama bir gazeteci için mesele haklı çıkmak değil, süreci doğru okumaktır.
Aylar öncesinden 2004 yılından beri koltuğunda oturan bir oda başkanının artık gideceğini net şekilde yazdım.
“Gitmez” denilen isimlerin nasıl gittiğini bu şehir özellikle son zamanlarda defalarca gördü.
Çünkü Eskişehir’de makamlar uzun sürüyor olabilir ama sonsuz sürmüyor.
Ben biraz da insanların görmediği kırılmaları okumaya çalışıyorum.
Geçen yıldan beri şunu söylüyordum.
Yola çıktıklarını yarı yolda bırakanlar bir noktadan sonra yalnız kalır.
Nitekim öyle de oldu.
Siyasette de böyledir, odalarda da…
Sadakat sadece seçim dönemlerinde hatırlanıyorsa, o yapı uzun süre ayakta kalamaz.
Çünkü insanlar unutmuyor.
Ekrem Birsen de beni şaşırtmadı.
Uzun yıllar görev yaptı.
Eskişehir esnaf dünyasında önemli bir ağırlığı oldu.
Ama yılların verdiği güç ve yorgunluk var.
Bunu kabullenmiyorlar.
Değişime direnmek istiyorlar.
En büyük hata da tam burada başlıyor zaten:
Kimsenin alternatifsiz olduğunu düşünmesi…
Şimdi yeni bir dönem başladı.
Artık gözler Adnan Karamanlı’da…
Peki ne yapacak?
Sistemi olduğu gibi devam mı ettirecek?
Yoksa gerçekten yeni bir sayfa mı açacak?
Asıl mesele koltuğu kazanmak değil.
O koltuğun neden el değiştirdiğini anlayabilmek.
Çünkü bugün esnafın beklentisi alkış değil.
Temsil edilmek.
Dinlenmek.
Sahada gerçekten hissedilen bir yönetim görmek.
Esnaf artık klasik cümlelerden yoruldu.
“Birlik beraberlik” fotoğraflarıyla değil, çözümle ilgileniyor.
Kirayla boğuşan, ayakta kalmaya çalışan, yanında çalışanını çıkarmamak için mücadele eden esnaf var.
Ve yeni yönetim şunu bilmek zorunda.
Bu dönem sınav dönemi.
Benim muhaliflere destek vermem meşhurdur.
Çünkü gazetecilik biraz da rahatsız etmektir.
Güce yakın durmak değil, gücü sorgulamaktır.
O yüzden bugünden sonra ne olur bilinmez…
Belki yarın Karamanlı’nın da en sert muhaliflerinden biri olurum.
Çünkü mesele isimler değil.
Mesele sadece isimlerde mi kaldı yoksa anlayışta da olacak mı?
Göreceğiz.
Benim tavrım da nettir.
Hiç kimseye kalıcı bir kredi açmam.
Hiç kimseye de sonsuz muhalefet etmem.
Çünkü gazetecilik sabit bir yerde durmak değil, gerçeğin nerede olduğuna bakmaktır.
Bugün başka birini konuşuyorsak, yarın bambaşka bir tabloyu da yazabiliriz.
Ama değişmeyen tek şey şu…
Bu şehirde koltuklar değişir…
Asıl mesele zihniyet değişir mi değişmez mi?
Ve cevabı en net veren yer, hiçbir açıklama değil…
Sokak, esnaf ve zamanın kendisidir.