Bugün Eskişehir bir kez daha siyasetin sert yüzüyle uyandı.
Dün Habil Dökmeci’ye yönelik saldırının yarattığı gerginlik henüz dinmemişken, sabah saatlerinde Tepebaşı Belediyesi’ne yapılan operasyon gündemin merkezine oturdu.
Üç haftadır işten uzaktaydım.
Hayat sakin akıyordu.
Bugün görevimin üçüncü günüydü.
Ama sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Eskişehir’de yine alışık olmadığımız görüntüler vardı.
Saat dokuz gibi yataktan nasıl çıktım bilmiyorum.
Saçımı aceleyle topladım.
Kafamın içinde birçok soru…
“Ne oluyor?”
“Kim gözaltında?”
“Bu iş nereye gider?”
Belediyenin önüne gitmek için hazırlanırken gazeteci arkadaşımız Suat aradı.
“Bekle, geliyorum” dedi.
Atatürk Caddesi’nden aldı beni.
Sonra Nevin’le birlikte belediyenin önünde buluştuk.
O sırada Ahmet Ataç sempozyum programındaydı.
Telefonu çaldı.
Arayan Özgür Özel’di.
Dakikalar sonra belediyeye geldi.
İçeride hareketlilik vardı.
Telefon görüşmeleri, bilgi akışları, telaş…
Sonra dışarı çıktı.
Basına kısa bir açıklama yaptı.
Belediye önünde yaptığı açıklamada şu sözleri kullandı:
“Sabah belediyemize bir operasyon yapıldı. Gelen polis arkadaşlarımız büyük bir nezaket içinde oldular. Kendilerine teşekkür ediyorum. Süreç belli, bir soruşturma süreci olacak. Bu süreçte arkadaşlarımızın bütün haklarının takipçisi olacağız. Bu kent huzur kentidir. Operasyonun da huzur içinde yapılması en büyük dileğimiz. Bundan sonraki süreçte de belediye başkanı olarak tarafsız, adil ve eşit şekilde hizmet etmeye devam edeceğiz. Bundan kimsenin endişesi olmasın. Tepebaşı Belediyesi görevine devam edecektir.”
Aslında bu açıklamanın satır aralarında önemli bir gerçek vardı.
Ülkede artık belediye başkanlarının birer birer adliye koridorlarına sürüklendiği bir dönem yaşanıyor.
Ancak bugün ortaya çıkan tabloda dikkat çeken nokta şu oldu.
Ahmet Ataç hakkında doğrudan bir soruşturma ya da gözaltı işlemi yok.
Operasyonun merkezinde belediyenin bazı bürokratları var.
Ve açık konuşmak gerekiyor…
Beklenen oldu.
Çünkü uzun süredir belediye koridorlarında konuşulan iddialar, yapılan uyarılar, kulaktan kulağa dolaşan rahatsızlıklar vardı.
“Dikkat edilmeli” deniliyordu.
“Bu işler sorun yaratır” diyenler oluyordu.
Ama belli ki kimse gerekli dersleri çıkarmadı.
Bugün gözaltına alınan bürokratlarla ilgili süreç elbette hukuken netleşecek.
Kim suçlu, kim değil, buna mahkemeler karar verecek.
Ancak kamu görevinde bulunan herkes şunu bilmek zorunda.
Belediyeler kimsenin kişisel alanı değildir.
Orası halkın kurumudur.
Şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu vicdanı en temel sorumluluktur.
İşte tam da bu yüzden bugün yaşanan operasyon yalnızca adli bir süreç değil, aynı zamanda ciddi bir yönetim zafiyetinin sonucudur.
Buna rağmen Ahmet Ataç’ın sergilediği sakin tavır önemliydi.
Ne bağırdı.
Ne hedef gösterdi.
Ne de süreci siyasi bir mağduriyet şovuna çevirdi.
“Bu siyasi değildir” dedi.
Belki de günün en dikkat çekici cümlesi buydu.
Çünkü ülkede artık herkes her operasyonu otomatik olarak siyasi okumaya başladı.
Oysa bazen kurumların içindeki yanlışlar da konuşulmalı.
Yanlış yapan varsa hesap vermeli.
Kimsenin makamı da unvanı da buna kalkan olmamalı.
Ataç konuşmasında ona da vurgu yaptı aslında…
“Süreç belli, bir soruşturma süreci olacak. Bu süreçte arkadaşlarımızın bütün haklarının takipçisi olacağız. Bu kent huzur kentidir.” cümleleriyle…
Şimdi Eskişehir’in beklediği şey çok net.
Şeffaf bir soruşturma, açık bir süreç ve belediyenin üzerindeki gölgenin hızla kaldırılması.
Çünkü Tepebaşı bu kentin en önemli markalarından biri.
Ve bu şehir siyasi kavga kadar ihmali, disiplinsizliği ve sorumsuzluğu da affetmez.