Efendim bugün bir kafede soluklanıyorum hemen yan masada tahminen biri 7-8 diğeri de 12-13 yaşlarında iki çocuklu bir aile oturuyor.

Özellikle değil tabii ki ama aralarında geçen konuşmaya kulak misafiri oldum.

Küçük çocuk babasına dönerek:

“Baba! Altın yine düşmüş. Yaşadık, borcumuz azaldı değil mi?”

Büyük delikanlı da,

“Ya bu CHP’nin butlan mevzusu yüzünden bütün ekonomi alt üst oldu.” dedi.

Anne baba yorgun belli ki, hiç cevap yok.

Ya da bir kanaat bildirirler de duyulur falan diye konuşmaktan imtina ediyorlar.

Mâlum, ülkede en kolay şey ihtilaf…

Herkes herkes ile beş dakikada karşı karşıya gelebiliyor.

Memleket gergin bu ara…

Hatta herkes kendi içinde bile gergin ve bölük pörçük…

Ama tabii en göze görünen ihtilaf bugünlerde Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde.

Ve bu gerginlik her geçen gün güç kazanıyor.

Ama mevzumuz bu değil.

Mevzumuz aidiyet…

Memleketin taşına, toprağına, kültürüne, diline, baharına, yazına hatta belki kara kışına bile aidiyet…

Ve en çok da derdine…

Tırnak kadar çocukların bile memleketin derdi ile hemhâl oluşu bana göre tebessüm ettiren düşündüren bir aidiyet…

Çocuklar korkmaz yüksek sesle konuşmaktan, taraf olmaktan, hatta tarafını alenen göstermekten…

Çocuklar eğriyi doğruyu, memleketin siyaset tarihini bilmese de kulaktan dolma anasında babasında gördüğüyle doğruyu onu beller.

Aidiyet hisseder.

Dahası var…

Bakın ne olur iş edinin, araştırın.

AK Parti’nin içerisinde kendisine yer bulmuş, alan açılmış hâli hazırda dahasını bekleyen hangi yetişkin bugün yüksek sesle ya da sosyal medyasında tarafını bildiriyor?

Hangisi, hangi konuda savunduğu siyasi partiyi referans alarak “Tarafım bellidir.” diyebiliyor?

Hele hele iktidarın ‘seküler kesimi’ diyebileceğimiz o seçilmiş aydın kesimi…

Ne şiş yansın ne kebap… Alan açılırsa AK Partiliyiz, değilse hiç fark etmez biz zaten herkese göz kırparız tarafsızlığında.

Ne zaman gördünüz Sayın Cumhurbaşkanımızı desteklediklerini?

Bir görselini bile paylaştıklarını gördünüz mü?

Göremezsiniz.

Özellikle, güya renk vermezler.

Şöyle önlerde, en önlerde görev isterler ama görev yoksa renk de yok tavrı içerisindedirler.

Kapalı kapılar ardında tüm şehrin bürokratik dinamiğini sadece kendi güç dengelerini gözeterek dizayn etmek isterler, hatta ederler.

Ama duyulsun istemezler.

İstemeseler de duyulur ve bilinir…

Her seçimde bütün siyasi hayalleri depreşir, başlarlar fotoğraf vermeye…

Ama haricen siyasi parti emaresi göremezsiniz.

Uzayan kol bizden olsun mantığı tamamen kolun uzadıktan sonra kopması ile devam ediyor.

Dolayısı ile bu bir aidiyet değildir dostlar.

Bugün AK Parti’yi de bitiren, temeline adeta dinamit döşeyen bu şahsi kaygılardır.

Gelin görün ki işte AK Parti en çok işten güçten değil, ‘içten’ yoruldu.

İçine oturduğunu zannetse de oturtamadıklarından yaralandı.

Meselesi memleket değil, kendisi olanlardan yaralandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her konuşması belki de tüylerimizi diken diken ediyor, yüreğimizi titretiyor.

Gelin görün ki sonuç değişmiyor, hatta belki de daha da vahim bir hâl alıyor.

Ben her halükârda ümit var olmak istesem de ses yükseltmek yerine, söz yükseltmek gerekiyor diye düşünüyorum.

Zira çiçekleri büyüten şey yağmurdur, gök gürültüsü değil.

Evet silkelemek lazım hem de dip köşe… Evimizden başlayarak…

Evin içinden dışarıyı görmek meselenin en kolayı olsa da zoru seçmek artık kaçınılmaz…

Siz fasulyeyi pamuğa ekseniz de yeşerir ama aidiyet hissetmez.

İşte tamamen böyle…

İçeride ait olmayan eğreti çok kimse var.

Seçimden seçime veya siyasetten güç alarak bürokraside seçilmekten seçilmeye yeşermelerine izin verilmemeli.

Ayrık otları zenginlik olarak görülmemeli.

Yine genelin tenhada kısık sesle söylediğini yüksek sesle söyleyen ben oldum iyi mi?

Vallahi ben kendimden ve kanaatimden, hatta aidiyetimden o kadar eminim ki ayaklarımın altından toprak kayıyor tamamen onun vahametindeyim..

Ayrık otlarının hesabına kafam basmaz, ben hep o hesapların cehaletindeyim.

Kalın sağlıcakla efendim…