Eskişehir tarihinin en yıkıcı depremi olarak bilinen 20 Şubat 1956 depreminin üzerinden 69 yıl geçti. 6.4 büyüklüğünde olan ve saat 21.30 civarında yaşanan Eskişehir merkezli bu deprem sonrasında 1 kişi hayatını kaybederken 20 kişi yaralanmış ve 1.400 bina ağır hasarlı olmak üzere 1.500 orta ve yaklaşık 10.000 bina ise hafif hasarlı olarak değerlendirilmişti.

Büyük Eskişehir depreminin 70. yılına yaklaştığımız bu günlerde ise depremle ilgili endişelerimiz her zamankinden fazla. Geçmişten günümüze Porsuk Nehri üzerindeki alüvyonlu zemine yapılmış olan binalar ile şehrin pek çok yerinde yer altı sularının yüzeye yakınlığının oluşturduğu risk faktörüyle birlikte kentsel dönüşümün yıllar yılı ihmal edilmiş olması Eskişehir adına çok büyük handikap.

Bir sonraki depremin ne zaman olacağı tahmin etmek imkansız olsa da aradan geçen 70 yılın ardından depremin hiç ummadığımız bir anda sinsice kapımızı çalacağını düşünmek ürkütüyor insanı ki son günlerde bu yönde emareleri de sıkça görür olduk: Kütahya’da Nisan ayında başlayan ve 4,5 büyüklüğüne ulaşan sarsıntıların akabinde Ankara ile devam eden ve son olarak Balıkesir Sındırgı’da gerçekleşen 6,1’lik depremin ardından, Eskişehir’in hem batısı hem de doğusunda yer alan fay hatları üzerinden deprem uyarıları gelmeye başladı. Ankara’nın güneybatısında yer alan Eskişehir Fayı’na dikkat çeken uzmanlar, Bursa’dan başlayarak Eskişehir üzerinden Ankara Kulu’ya kadar uzanan Eskişehir fay zonunun 6,5-7 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor.

*

Yapılan bu uyarılar, depremlerin bulunduğumuz coğrafyanın acı bir kaderi olduğunu bir kez daha ortaya koymakla birlikte, genel ve yerel yöneticilerimizin yıllar yılı bu konudaki sorumluluğu birbirlerine atmaları sebebiyle kaybedilen zamanın telafisinin olamayacağını da gözler önüne seriyor. Deprem anında stratejik olarak büyük önem taşıyan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi gibi kamu binalarının bile risk altında olduğunu düşününce durumumuzun vehameti çok daha iyi anlaşılıyor.

Unutmayalım.

Büyük Eskişehir depreminin 70. yılına yaklaşırken sivil toplum kuruluşu yetkililerinden yerel basına kadar hepimizin üzerine düşen çok önemli bir görev var: Bu konuda genel ve yerel siyasetçilerimizle el ele vererek; öncelikle şehrin yapı stoğunun envanterinin çıkarılmasını, deprem öncesi ve deprem anında alınacak önlemler ile deprem sonrasında yapılacakları içeren “Eskişehir Deprem Master Planı’ çalışmalarının başlamasını sağlamak.

Bunu başarabilmek için ise öncelikle siyasilerimizin, aralarındaki kayıkçı kavgasına son vererek birlikte çalışabilme iradesini ortaya koyabilmeleri gerekiyor. Nitekim aradan geçen yaklaşık 70 yıldan sonra artık nefesini ensemizde hissetmeye başladığımız büyük Eskişehir depremiyle ilgili başka bir seçenek gözükmüyor.